Beklenen Gün

(Bu yazıyı üç kez telefonumdan yazdım; ama bir şekilde yayınlamadı başlıktan başka bir şey, anlamadım niye)
Hastaneye girişimi Cuma yapıp Pazar dönmek üzere ayrıldım hastaneden. "Heyecan var mı heyecan?"ları cevaplayıp iyilik güzellik dileyenlere teşekkürler ederek geçti o günler. Heyecan duymadım. Şaşırıyor musunuz? Israrla söylüyorum, heyecanlı değildim, endişe vardı biraz: ameliyat nasıl geçecek, sorun çıkacak mı, anesteziden çıkarken komik/saçma bir şey yapacak mıyım... Birkaç sorum vardı, öyle trilyonlarca endişe uçuşmuyordu kafamda; çünkü cerrahıma güveniyordum, annem yanımda olacaktı, hastalığımla ilgili önlemler alınmıştı (özel oda, ilaç vb), meme ameliyatıyla ilgili ameliyatın yaklaşık süresi, hastaneden çıkma süresi, sargının ne kadar durması gerektiği vb tüm bilgileri edinmiştim... Geriye daha önce hiç ameliyat geçirmediğim için ameliyat deneyimiyle ilgili endişeler (anestezi, ameliyat elbisesinin kıçının açık olması vb) ve tabii ki yeni halinin nasıl olacağıyla ilgili merak kalmıştı. Genelde uykuya geçmemi zorlaştıran düşünce akınlarım olur, ama önceki günlerde pek düzenli uyuduğum için bu sefer onlara fırsat bile kalmadan uykum geldi, uyudum. 7 gibi kahvaltı için uyandırdılar, halbuki ameliyata gireceğim için saat 12'den sonra yasaktı yemek yemek, geri gittiler. Ne zaman yiyemiyor olsam çok acıkırım ben, bir kendimi yokladım, açım! Ameliyata gireceğim saat de belli değil, eyvah, dedim, geç alırlarsa ben ölürüm açlıktan... Korktuğum olmadı, 7.45 gibi gelip ameliyat elbisesini giydirip aldı beni erkek "posta bey" odadan (posta bölümler arası iletişimi sağlayan eleman; hasta, evrak her şeyi iletiyor. Erkeklere erkek, kadınlara kadın posta veriliyor; çünkü ameliyat elbiselerini de genelde postalar giydiriyor, ben kendim tuvalette giyindim elbette).
Annem odada kaldı; halam ameliyathaneler bölümüne kadar benimle geldi, elinde de fotoğraf makinası :) sonra   ameliyathaneye girdim. Ameliyathane buz gibi bir yer! Benim üstümde bir uzun elbise, onun da iki yanı full çıt çıt, yani iki kumaşı çıt çıtlarla birleştirmişler ("endişe 1" gitti, kıçı açık değilmiş ameliyat elbisesinin). Üşüdüm deyince ısıyı yükselttiler biraz, ahaliyle tanıştık, anestezist sohbet açtı biraz (iş güç vb), damar yolu açıldı vs doktoru bekledik uzun uzun. 8.30 gibi geldi:
dr-Merhaba
bib- Merhaba
dr- Meme büyütmeydi, değil mi senin?
bib- (amanin) yO. Alınacak tamamen
dr- : )
bib- şaka...
O şakayı bin beş yüzüncü kez yaptığına eminim, gerginim yedim tabii ki. Türkiye la burası "böbrek ameliyatına girdi, bacağını kestiler" haberleriyle büyüdüm ben, tabii ki yerim bunu! Neyse... Muhabbet de o kadarmış zaten, ölçüm falan yapmadan gitti sonra, hoca herhalde ölçüm yapmayacak deyip uyuttular beni de, saat 8.45ti.

Bazı cevaplar


Farklı bir kimlikte olduğunu ne zaman anladın?
Farklı olduğumu düşünmüyorum. Bence "farklı kimlik" diye bir şey yok, sadece kimlik var. O da özgün. Topluma yeni katılan bir bireye sürekli neyi nasıl yapması gerektiği söylenir. Bu, "Kızlar öyle yapmaz"dan "Erkekler ağlamaz"a kadar türlü çeşidi olan bir kurallar dizisinin öğretilmesidir. Oysa bir çocuk olduğu gibidir. İçinden geldiği gibi davranır. İçimden gelenlerin yapmamam gereken şeyler olduğunu, toplumsallaşma denen bu süreçte anladım. Mesele, bana farklı gelen şeyler değil benim farklı gelmemdi.
Çocukluk döneminde ne gibi sorunlarla karşılaştın?
İlkokula kadar çocuklukla ilgili en zor bölüm; sanırım kıyafet ve benzeri şeylerde sözünün olmaması. Anne baba ne isterse onu giyiyorsun. Ben nispeten şanslıydım, unisex kıyafetlerim de vardı. Biraz da dik başlıymışım, annem öyle diyor. Gider değiştirirdim. Esas sorunlar okula gidince başlıyor. Formalar cinsiyete göre. Beden derslerinde kızlar ayrı erkekler ayrı oynar, bir sürü ayrı gayrı. İlkokul anılarım çok güzel değil yani.
Ailene bu durumu ne zaman açıkladın?
Cinsiyet geçişi sürecine karar verdiğimde açıldım, yani 22 yaşıma kadar aileme hiçbir şey söylememiştim. Kendimi "trans" tanımladıktan sonra bunu aileme açsam ?nasıl kıyametler kopar acaba' diye düşünmüş, alacağım tepkiden de itiraf edeyim çok fena tırsmıştım. Tabii onlar özelliklerimin farkındalardı ama cinsiyet değiştirmek isteyeceğimi düşünmemişlerdi sanırım. Ayrı bir şehirde okuyordum, gidip tüm hikayeyi anlattım. Küçük yaşlardan beri benliğimde erkek olduğumu, yıllar önce ameliyat olmak istediğimi ama kendimden emin olmak için 6 yıl beklediğimi, kendimi tarttığımı ve bilgi edindiğimi, her şeyi...
İlk tepkileri ne oldu?
İlk başta bunun birlikte aşacağımız bir hastalık olduğunu düşündüler. Annem beni çok sevdiğini ve yanımda olduğunu söyledi. Beni reddederler diye düşünürken böyle bir cevap alınca çok duygulanmıştım. Sonradan anladım ki doktorların kadın gibi davranmamı sağlamasını bekliyorlarmış. Uzun süre onlara deli olmadığımı anlatmak zorunda kaldım. İlk bir yıl bol kavgalı geçti. İki yılın sonunda "Adını ben verdim asla başka bir isimle hitap etmem" diyen annemin "Berk" dediğini duymak nasip oldu...
Baban kabullenmekte daha zorlanmış neden?
Eski solcu, sessiz, hatta karışmaz bir adamdan büyük bir tepki beklemiyordum. Ama daha en başta beni ters köşeye yatırdı. Böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceğini söyledi. Eski adımla çağırınca "Benim adım Berk İnan, senin kızın değilim çünkü ben kız değilim. Sakalım çıkınca dilin varacak mı bakalım" diye kıyameti koparıyordum. Bir gün yanlarına keçi sakalla gittim onu da görmezden geldi. Tartışmalardan birisini de mavi kimlik konusunda yaşadık. Soyadını alamayacağımı söyledi. Bende "Dedemin soyadı, dava açar yine alırım" dedim. Şu sıralar beni anlamaya başladı. Bakışında arpa boyu bir fark var gibi. Şimdilik bununla yetiniyorum.
Bu süreçte sana en çok kim destek verdi?
Beni en çok şaşırtan 77 yaşındaki babaannem oldu. İlk kabullenenler arasında. Bir gün alışverişte boxerların yanından geçerken "Alayım mı sana bunlardan" dedi. "Yok babaanne var bende sağol" dedim ama bir gülüş oturdu yüzüme. Tüm alışveriş boyunca "Oğlum aşağı oğlum yukarı" zaten. Yine bir gün balkonda otururken "Kahve yapayım içeriz" dedim. "Geç otur şöyle erkek kahve mi yaparmış" diye beni azarladı. Artık O'nun evinde ne kadar erkek işi varsa ben yapıyorum. Berk'e alışamadı ama eski adı jet hızıyla sildi.
Üniversite hayatında neler yaşadın?
Cinsiyet geçiş sürecine üniversite öğrencisiyken başladım. Yakın bulduğum arkadaşlarıma kararımı ve seçtiğim yeni adı açıkladıktan sonra büyük ölçüde desteklerini gördüm. Olumsuz şeyler de oldu; "Taktıracakmış", "Kadından erkeğe olduğunu biliyoruz da erkekten kadına da oluyor muymuş" gibi bilgisizlikten kaynaklanan önyargılı lafların konuşulduğu kulağıma geldi. Hocalarımın büyük çoğunluğu şaşkınlık ve sessizlikle takip ettiler süreci.
Ameliyat olmaya ne zaman karar verdin?
İlk ameliyat olmak istediğimi söylediğimde 16 yaşındaydım ama süreci 21 yaşında başlattım. Genelde de o yaşlarda karar veriliyor sanırım. Artık ergenlikten çıkmış, yetişkin olarak kendi geleceğinizi kurmaya adım atmış oluyorsunuz ve bir bakıyorsunuz ortada sizin idealinizle, benimsediğinizle hiç uyuşmayan bir şey var. Onu yoluna koymadan bir gelecek kuramayacağınızı anladığınız zaman karar vermek diye bir şey kalmıyor zaten. İdrak ediyorsun ve gerisi hayat şartlarının izin vermesine kalıyor.
Hastane sürecini anlatır mısın?

İlk nereye başvurdun, hangi aşamalardan geçtin?
Öncelikle ne yapmam gerektiğini araştırarak başladım. Süreci ailemden kopuk geçirmek istemediğim için Ankara'da yürütmeye karar verdim. Hacettepe Üniversitesi'nin psikiyatri bölümüne başvurdum. Birkaç görüşmenin ardından beni Cinsiyet Geçişi Kurulu adı verilen birçok profesörün bulunduğu bir kurulun önüne çıkardılar. Daha sonra endokrinoloji, kadın doğum ve plastik cerrahiye gittim ve raporumu aldım. Şimdi beni 8- 9 tane ameliyat bekliyor.
Hormon tedavisine başladıktan sonra fiziksel değişikliklere alışman zor oldu mu?
Olmadı. Bunu doğal karşılayıp ideal benliğime yaklaştığım için aynada gördüğüm yüze gururla baktım. Süreç içerisinde sesim kalınlaştı, yumurtlama sona erdi, ayva tüylerim, sakallarım, yağlı ve siyah noktalı bir cildim oldu. Değişikliklerle ilgili en ilginç konu sakal ve tıraş mevzusu. Kıl tüy mevzuları erkeklik için önemli bir ölçüt. Seyrek tıraş olmama rağmen artık gürül gürül değilse de Jhonny Depp kadar sakalım var.
Hayatında hiç kız arkadaşın (sevgilin) oldu mu? Evlenmeyi düşünüyor musun?
Tabii ki birçok kız arkadaşım oldu, açıkçası erkek arkadaşım da olmuştu, kendimi kabul etmekte zorlandığım dönemde. Öyle olması gerektiğini, öyle olursa dışlanmayacağımı düşünmüştüm. Bir nevi oto-sansür. 16 yaşında ilk kez ameliyattan bahsettiğim kişi o zamanki kız arkadaşımdı. Önemli olan sevgidir, neden benim de sevgilim olmasın ki? Evlenmeyi de isterim ama önce o insana rastlamak lazım....
Mavi kimlik almak istiyor musun?
İstiyorum da mavi kimlik başvurusu yapabilmek için yasada ?sürekli olarak üreme yeteneğinden yoksun olma' şartı var, yani kısırlık. Bence yasadaki bu şart, büyük bir insanlık suçunun belgesi. Bir insanın zorla kısırlaştırılması ne demek?! Ben zaten doğuracak değilim o orada kalsa da! 1.5 yıldır hormon kullanıyorum, sakalım bıyığım var. Bankaya, notere, polise, hatta kargocuya bile kimlik göstermek durumunda kalıyorum ve o kimlik pembe. Görevli bir bana bakıyor, bir kimliğe bakıyor... Bu vatandaşını afişe etmek, şiddetin önüne atmaktır.
Günlük yaşantında ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsun?
Yaşadıklarımız sorundan da öte... Öldürülüyoruz, şiddet görüyoruz, toplum hayatının dışına itiliyoruz. Mimar, öğretmen, psikolog arkadaşlarım var, transseksüel oldukları için işlerini yapamıyorlar. Ben iki yabancı dil biliyorum, master diplomam var ama kimliğimi ve ismimi kolayca değiştiremediğim için freelance işleri tercih ediyorum. Devletin gözden çıkardığı büyük bir potansiyel var. Tıbbi süreç içinde de hayatımızla oynanıyor. İyi hocalar, özel hastanelerde, 50- 60 bin liraya çıkan ücretlerle bu ameliyatları yapıyorlar. Devlet hastanelerindeyse durum daha vahim; intörnlere, stajerlere kobay ediliyoruz.
Trans-erkek veya kadınlara karşı bakış açısında bir değişim var mı?
Bakış açısı değiştiyse bu artık daha görünür olduğumuz için. İnsanlar artık eşcinsel, transseksüel yazıp Lambdaİstanbul Danışma Hattı'na ulaşabiliyorlar. Görünürlük, fobiyi de körüklüyor maalesef ama yine görünürlük arttıkça daha çok insan kendi olmaya cesaret edebiliyor, bu çok önemli

İzmir'deyiz

23 Şubat Çarşamba Siyah Pembe Üçgen LGBT Dayanışma Derneği'nde Trans Erkek Öyküleri Okuma Atölyesi saat 2'de

Delikanlı Transerkek // Devre

"Devre" bilirsiniz, askerde çok kullanılan bir terimdir. Askeriyede; sadece paşa, onbaşı çavuş ve benzerleri arasında hiyerarşi yoktur; askeriliğe başlama tarihine göre aynı rütbedeki erler arasında da hiyerarşi kurulur. Üst devreye hürmet, alt devreye gerekirse hürmet eTTirmek kaidedir.

Geçenlerde MSN'ime bir ekleme talebi geldi: "delikanli_xxxx@..." (x'ler adı), hiçbir açıklama yok (gerek facebook'ta gerek msn'de tanımadığım birinden gelen davetlerle ilgili benim için en sinir bozucu olan şey bir açıklama olmaması). Hoşlanmadım; ama "oraya MSN koyduysan bu olacak" dedim, ekledim. "Aynı durumdayız, röportajını okudum, birçok konuda cümlelerimizdeki noktalar virgüller bile aynı" dedi. Derneğe üye misin, sevmiyorum ben dernekleri, (...) kendine trans diyen geylerle lezbiyenlerle dolu, dedi (ve daha önyargılı, düşüncesiz laflar da etti; ama ancak birkaç cümleyle araya girebildim, "28yaşındayım ortamı da insanları da çok iyi tanıdım; o yüzden bana hiç onları anlatma istersen, kendini bilmez çok" buyurdu abimiz ben de uzatmadım); Voltrans'ı duyunca çok iyiymiş dedi. Sonra (alıntıladığım cümlede sinyal vermişti zaten, o cümleyi mütakiben) başladı "devre" muhabbeti."

Sanırım sen de yeni başlamışsın " ,"sakal durumuna bakılırsa hormona başlamadın bile?","maval onlar","bak daha yeni sayılırsın, ben neler çektim" ... Tüm konuşmayı yazmak niyetinde değilim. Kızgınlıkla önyargılı anlattığımı düşünüyorsanız, yukarıdaki alıntılar bire bir alıntılardır demem yeterli olur sanırım. Geçtiğim süreçle ilgili kusurlu bulmadığı hiçbir şey olmadı, ne hastane ne kullandığım ilaç alıntıladığım minvalden laflar hep... En sonunda "boşuna kötü polisi oynuyorsun" deyince cellallendi. Birçok şey konusundaki bilgisizliğini yüzleyince erk-ekliğe yakışır ayırımcı bir hakaret edip çıktı.




Trans erkekler askere gitmiyorlar; ama "devre" hiyerarşisi özlemi çekenler var sanırım. Trans kadınlar arasında da "anne"lik, "domez"lik gibi kurumlar vardır, trans erkekler için bu az önce anlattığım "devre" sistemidir. O hormona başlayalı o kadar olmuş, bu ameliyatlı, o kimlikli gibi şeyler üzerinden altlık-üstlük hiyerarşisi geliştirmek yani. Ben bu sisteme biat etmeyi reddediyorum. Ne benden sonrakine diz çöktürmek ne benden önde gidene yaltaklanmak gereği duymuyorum. Başta transseksüeller, herkesin bilmesi gerekir ki, bir insanı erkek ya da kadın yapan bu aşamaları geçirmek değildir. İnsanın içindeki -bir olgu olarak- erkeklik azalıp artmaz, bir insan testesteron alınca daha erkek olmaz, aynı sünnet olunca daha erkek olmadığı gibi. "Daha erkek"lik diye bir şey yoktur. Bu yüzden hiçbir zaman ne ulaştığım ne bana ulaşan bir trans erkeğin benden daha az veya çok erkek olduğunu düşünmem. "Siz"li, "ricacı" bir dil kullananlara da "sen" diline geçmeyi teklif ederim ki aramızda hiyerarşi olmasın. 



İnsan dengine açar derdini, "ricacı" olduğuna ricasını yaptırdı mı "öküz öldü ortaklık bitti" olur. Akran desteğiyse bununla yürümez, bir gönül işidir sonuçta, arkadaşlıktır, destek vermektir birbirine. "Ben unumu elemiş eleğimi asmışım, o benden yardım alır" diye düşünerek bu destek verilemez. "B
en o ezildiğim devreyi tamamladım ve/veya senden daha az eziliyorum" diye düşünmek üstten bir tavır olur; destek bulmayı uman  kişi içinse "benim gibi" dediği insan tarafından ötekileştirilmek onulmaz bir yara olabilir. 

Kimsenin bir de  "kendim gibi" dediğinden ahkam dinleyip moralini bozmaya ihtiyacı yok trans erkekler içinde, hayat yeterince yıpratıcıyken. 

Hayatta zaten ezilen birini  ezip bundan iktidar, ego tatmini çıkarmak yolunda olan trans erkekler   lütuf sandıkları şeyleri söylemektense susarlarsa belki de arkalarından gelenlerde daha az tahribat bırakırlar. 

Amerika'yı Yeniden Keşfetme Klavuzu // Sargı

Amerika'yı Yeniden Keşfetmek adlı yazımı okuyan birçok trans erkek arkadaş benden kullandığım sarma yöntemini anlatmamı istedi, birkaç gün sonra veda edeceğim bu yöntemi buradan mutlulukla tarif ediyorum (Yöntemi kullanacak olan arkadaşlar, lütfen diğer yazıyı da açıp, yazdığım dezavantajlara da bakın):

adım 1:
Flaster alına. Bir sürü markası ve boyu var. Ben hepsini denedim sanırım, en az sorun çıkaranı bu sağdaki marka, daha ucuzu daha yerlisi var; ama diğerlerinde türlü sorun yaşadım. Flasterlerin beyaz olanları antialerjik oluyor.  Boyuta gelince... 5x10, 10x10, 15x10 ve 20x10 gibi boyutlar var bu hepsinde sabit bulunan 10, 10metre, rulonun uzunluğu. Diğerleri kaç parmak genişliğinde olduğunun cm tarifi diyeyim... 5işinizi görüyorsa zaten göğsünüzü sarmaya ihtiyacınız yok demektir, bence ideali 15, gerekirse küçültmek mümkün ne de olsa, he zaten küçük geldiyse, bir rulo bir aydan fazla gitmiyor zaten, bir sonraki ay 20lik alınır, olur gider...


Malzemeler. Havlu kağıttan bir yaprak, makas, flaster

adım 2:
Flasterin üzerinde gördüğünüz kareleri sayarak (en fazla 12-13 tane olacak şekilde) uygun gördüğünüz uzunlukta 2 parça kesin . Bir parçaya havlu kağıdı üzerine serip uzun kenarda bir, kısa kenarda iki parmak boşluk kalacak şekilde küçültün.

Adım 3: 
Havlu kağıdın katlarını ayırın[1]. Flasteri soyun (yapışkan olduğu için kağıdından yardım alabilirsiniz)[2].





Sonuç da böyle bir şey olacak, tabii iki tane...

Yani tüm sırtınızı dolamak yok, elastik bandaj gibi. Kaburgaların birleştiği yere yakın bir yerden sırta doğru gidecek o bandaj, rahatsızlık veren o yağ dokusunu koltuk altlarına doğru toparlamış olacak. Uzanarak sararsanız daha başarılı sonuçlar alabilirsiniz. Birkaç seferden sonra duruma hakim olunuyor zaten.

Dezavantajlarını ve avantajlarını tekrar okuyun lütfen. Daha mutlu günler :^)

Yine de keyfime diyecek yok

Hastalığımı göz önünde bulundurarak, kendi hür irademle ameliyatımı 28 Şubat'a ertelemeye karar verdim. 


Üstelik hiç canımı sıkmıyor bu durum, tarih son kez değişti çünkü. Kaç yıl durmuşum daha sağlıklı olsun da 20 gün sonra olsun ne yapayım : ) 


Kan değerlerimin düştüğü iki dönem arasında 17günüm var; ama ameliyatımı 7sinde olsaydım, düşüşe 10 gün kalmış olacaktı, 10 gün de doku iyileşmesi için yeterli bile olsa, 17 günle arasında dağlar kadar fark var... Bir doktor "10 gün yeter" dedi, diğeri "17 gün olsun" dedi; tüm evraklarımı tamamladım; ama psikiyatristim (ki kısa zamanda çok sevdim, akıllı ve iyi bir insan, aynı zamanda da LİSTAG'ın gönüllü psikiyatristlerinden olan) Koray Başar çok önemli bir noktaya parmak bastı:
"Sen dönem tatiline gelsin annem evde olsun diyorsun; ama bence annen izin işini ayarlar" dedi. "Sırf bunun için 17gün yerine 10günü tercih etmek" ona çok akılcı gelmemişti belli ki, haklıydı da. Hedefi onikiden vuran cümlesiyle şu oldu: "şimdi oldun diyelim ameliyatını; bir enfeksiyon, bir pürüz, bir şey olsa bu hem senin ameliyat sürecini hem annenin sürece yaklaşımını etkilemez mi?" Tabii ki! Benim moralim bozulur, doktorların kaygısı artar, annem artık ne kadar anksiyete geçirir ne kadar söylenir... UuuuUUUh! Hormon zamanındaki gibi aldım teraziyi önüme,artıları eksileri koydum; olmak ve ertelemek arasında bir seçim yaptım.

Erkeklikle Babalık Arasında Seçim Yapmak // Baba Faktöriyel vol.2

Başlık size garip gelecektir; çünkü babalığın erkekliğin aşamalarından biri (en sonuncusu) olduğunu biliriz. Öyle ya erkek doğmak "erkek adam" olmak için yeterli değildir. Sünnet olmadan, "milli" olmadan, askere gitmeden, evlenip baba olmadan erkeklik eksik kalır bu toplumda. Sünnetsiz, askerlik; askerlik yapmadan evlilik olmaz üstelik... Peki hal böyleyken bu başlık neyin nesi (mi)... 

Baba Faktöriyel yazısını hatırlarsınız... Babamın huyunu suyunu ve toplumsal cinsiyet geçişimle kurduğu gelgitli ilişkiyi anlatmıştım. O günden bugüne tabii ki 51 yaşındaki babam pek değişmedi : ) O günle bugün arasındaki  en net fark ilk yazıda bahsettiğim "toplumsal erkekliğe sahip çıkma" ölçeğinin sandığımdan daha yüksek dozda olduğunun farkına varmam oldu. Bu yüzden sanırım belki "erkeklik" görevleri ve "babalık" görevleri yazsaydım daha uzun ama daha açık bir başlık olabilirdi.

27si çarşamba günü 31inde olmadı 7sinde ameliyata gireceğimi düşünerek, konuyu evdekilere tekrar açmanın  zamanının geldiğine karar verdim. Babam evdeydi, konuşmaya ondan başladım: (her tartışma gibi üst üste konuşmalar içeriyor, başka türlüsü mümkün olmadığı için olduğu gibi karman çorman yazıyorum)
(ben)bib-ben ilk, üst... meme ameliyatı olacağım pazartesi
(baba)a- öyle mi?
bib- evet...
a- bizden bir şey bekleme... yanlış yapıyorsun
bib- beklemiyorum zaten, hayır ben şimdiye kadar sana 250 lira hormon ilacım var yok doktorun özel randevusu var para ver mi dedim ki bunu diyorsun bana
a- ben söyleyeyim de...
bib- iyi! bir şey beklemiyorum ben (...) yanlış yapmıyorum ayrıca, sizin doğrularınızla benim doğrularım örtüşmeyebilir; ama bu benim hayatım benim doğrularıma göre şekillenecek.
a- ...bundan sonra da bekleme zaten. Ben sana demiştim,o ameliyatı ol soyadımı da alıcam senden, nüfustan da çıkarıcam...
bib-... tamam baba, sen söylemiştin, ben de o zaman sana söylemiştim açarsın davanı davada görüşülür bu demiştim.
a- ...tamam, dava da açarım. Daha da ondan sonra gelme. Ameliyattan çıkar gelirsin iyileşirsin gidersin ondan sonra daha gelmezsin. Aramanı sormanı da istemem. Daha da konuşmazsın.
bib- Tamam baba, sen yaptığın yanlışı anlar sen gelir konuşursun o zaman. Daha önce olmamış şey değil, sen çok böyle çıkışlar yapıp sonra çok dediğini yuttun bunu da yutar sen gelirsin, dedim ve çıktım mutfaktan. O sonuncuyu demeyeydim iyiydi : ) Altta kalamıyorum ben de! Adam zaten resti çekmiş, daha ne kızıştırıyosun halbuki değil mi?! Ama yok işte, huy...
15 dakika sonra falan annem geldi rastlantı, anneme anne sen gelmeden önce babama söyledim ben pazartesi ameliyata girebilirim o da böyle böyle dedi diye lafa girmişken koptu geldi "kazak" erkek mutfaktan... İlk konuşmanın genişletilmiş başka bir versiyonunu yaptı esasen, daha sonra Ankara'ya gelirsen de sana kim destek veriyorsa onda kalırsın diyerek halama da çattı, bundan sonra benden para da alamazsın da dedi, ben şimdiye kadar dediğimden döndüysem vicdanımdan döndüm; ama bundan asla dönmem de dedi. Sanırım o konuşmanın erk-ekliğini ortaya döken benim sorularım oldu. İşte erk-ekliğin küçük bir analizi:
Daha para alamazsın dediğinde,
bib- kayda değer bir şey almıyordum ki zaten
a-çok farklı olabilirdi ben sana kartımı da verebilirdim, böyle olması senin yüzünden
bib- transseksüelim diye beni mi cezalandırıyorsun yani?
a- ne alakası var?!
bib- dediğin o demek baba, tüm maaşımı da verirdim ama vermiyorum demek bu demek... cezalandırıyorsun
a- evet! tamam! cezalandırıyorum (GOL1)


(...)
a- Ve ben sana söyleyeyim, bu ameliyat hadi bi tane daha, ondan sonrası da yok o işin (penisi olmayan erkek mi olurmuş olarak tercüme edilebilir)
bib- oluyo oluyo, merak etme
a- Hayır olmuyo, ben biliyorum... Ben senin gibi de biliyorum öteki gibi de biliyorum, öötekini de biliyorum (sırasıyla trans erkek, trans kadın, gey diyor) (GOL2: Ayrımcılık erk-ekliğin ayrılmaz bir parçası ne de olsa)

(...)
a-... sen böyle olmasaydın
bib- baba bak herkes olabilir, tamam mı
a- hayır
bib- evet, herkes olabilir
a- tamam herkes olabilir sen de olabilirsin ama benim soyadımı taşıyan biri olamaz! (GOL hanesinin çıldırışı ve 964e vuruşu: erk-ek aile şerefini, namusunu ve bunu ifade eden değerleri korumak için her şeyi yapmalıdır kuralının cilasının parladığı an) 

(...)
a-Ve bak gör nası alıcam soyadımı, öyle dedemin soyadı falan filan diyemezsin, takmaz onu mahkeme
bib- tamam baba dediğim gibi aç davanı bunu mahkemede görüşelim, bak gör ben de ne yapıyorum...
a- Naapıcan (bu bile erk-ekçe)* karşı dava mı açıcan?!
bib- tamam baba, ben anladım seni yeter, anladım ve daha fazla bununla canımı sıkmak istemiyorum... (şeklinde yazayım ki daha erk-ekleştiği yerleri sansürleyeyim, karalıyo gibi de olmasın; çünkü biliyorum zamanla utanmamak için unutacak bunları) (GOL hanesinin bu erk-eklik gösterisi karşısında kendini tamamen iptal etmesi ve uygun gördüğünüz bir sayı gelene kadar dönmeye devam etmesi...)


Babam yine gel-gitler yaşar mı, söylediklerinden pişman olur mu, dediğini yapıp hayatımı zorlaştırmak için kolları sıvar mı bilinmez. O gün de dedim, ne yapacaksa kendi tasarufudur, o da tercih kullanma hakkına sahiptir. Benim bildiğim, kendi süzgecinden dahi geçirmeksizin biat ettiği üstelik de kurgusal olan sınırları belirsiz bir dış etkeni, yani erkekliği; bana, -evlat, yıllardır birlikte yaşanan insan vb. olarak bile değil- somut, canlı bir bireye tercih etmesi hem babama bakışımı hem iyi bir adam yani herhangi bir erkek modeli olarak o insana bakışımı çok etkiledi. Tabii erkekliğe bakışımı da...


NOT: Bu lafların üzerine iyileşecek kadar olan süreyi bile o evde geçirmek istemezdim. Şaşırtıcı bir biçimde genelde dominant olan annem bu konuşma boyunca hayli çekinik davrandı ama, iyileşme sürecinde beni eve getirmek konusunda da çekinik davranacağını sanmıyorum, hijyenik olması ve rahat ilgilenebilmesi için evde olmam gerekecek; ama bu iyileşme sürecimde nası bir iklim solumama sebep olacak onu henüz bilemiyorum.


* dürüst olalım, onu yazıp bir üst satıra bakınca aslında... "bak gör ben de ne yapıyorum" da biraz öyle galiba, kan bu çekiyo galiba :S ama ben rahatsız oluyor ve sorguluyorum en azından 

Annem Vs. Cerrahım // Ameliyat Tarihi

Gitmeden önceki gün arkadaşlarıma gerginim dediğim zaman, "ne geriliyosun ya, aldın tarihi, iptal ettirecek değil ya, yapılacak o ameliyat artık sadece kabul etmeleri lazım" diyenler oldu... Sessizce dinledim, böyle durumlarda açıkçası trans olmayan kişilerin yorumları biraz havada kalıyor bazen. Lütfen kimse alınmasın, kimsenin benim yükümü hafifletmek için söylediği sözleri küçümsemek için söylemiyorum bunu; bir ailenin bu konuda verebileceği tepkiyle mantıklı olan tepki birbirine pek yaklaşmadığı için oluyor bu... Hatta her transın anası babası başka başka insanlar olduğu için transların sözleri bile ancak aynı şeyi yaşamış, birbirini çok derinden anlıyor olmak üzerinden anlamlı oluyor.
Dönelim konuya... Annem cerrahla görüşmesinde de "ama onun sağlık sorunu var" isimli plağı koydu.... "Hastalığı yüzünden çok ağır enfeksiyonlar yaşıyor. (...) karnının arka duvarındaki lenf bezi şiştiğinde açılsaydı hiç yaşama şansı yoktu dedi o doktor komşumuz sonra, onun uyanıklığı sayesinde kurtuldu. (...) Üç kere şoklandı..." Hematolojik kan hastalığımla ilgili yaşanmış, çeşitli trajik hikayelerin bir kolajı... Birkaç dakika sonunda lafa girdi tabi doktor "peki.." dedi soru dolu gözlerle, annem bir kitlendi... "Yani, diyor doktor bey annecim; sadet, diyor" dedim, aklımca ortam yumuşatacağım. "Yani riskler çok fazla..." diye girince cerrah müdahale etti, ben cerrahım'la başladı, her durumda risk olduğunu söyledi, "siz benden garanti istiyorsanız, garanti veremem (...) Ben nasıl garanti verebilirim ki sonra Allah korusun bir şey olsa gelip siz bana siz garanti verdiniz de oldu derseniz benim için ne kadar kötü bir durum.... Neden belirli bir riski kabul etmiyorsanız, yapılamasın o zaman derim ben de" dedi! Ya da birine devrederim isterseniz, dedi! O sırada telefonu çaldı ve uzaklaştı... Annecim ara ara okuyormuşsun blogu (kahvaltıda konuşurken söyledi) bunu da görürsen özür olarak alabilirsin: Gözlerimi pörtleterek, "anne bu konuşma burada biterse çok kötü olucaz!" dedim (hem de iki kez)*.  O da "vazgeçerse doktor" diye kaygı duydu ben yüzünden yanlış okumadıysam. "Siz yapmasanız daha kötü; ama ameliyathane şartları yüzünden..." falan filan diye topladı biraz hoca geri gelince; ama hoca zaten lütuf olarak devlette dolayısıyla ücretsiz yapacağı bir ameliyat söz konusuyken bunu çeker mi! Benim kendi hastanem değil ki ameliyathanenin durumunu garanti edeyim size, dedi (e çalıştığın hastane?? üstelik ödüllü falanmış psikiyatrist söyledi sonradan) Ben yapılmasın derim o zaman, dedi! Ben tabi şaka mı ya bu diyen bir yüzle bakıyorum etrafa. O karar bana aittir reşit olduğuma göre, dedim. Doktor kavisli ortamı gördü, bahsi bir rövaşata arttırdı ve o zaman sadece seninle muhattap olurdum, anneni getirmemiş olman gerekirdi gibi laf etti o an kalecinin gol anındaki çaresizliğini yaşıyordum, lafı tam duyamamışım... : ) Kimse yapmadım diye beni suçlayamaz sonuçta; ama yaparsam ve başına bir şey gelirse suçlayabilirler falan dedi**.Tunç Bey, annemin hatası sanırım endişelerini gidermeyi bekleyerek gelmiş olması oldu gibi orta yolcu laflar ettimse de konu havada kaldı  ve bu küçük oturumu o şekilde bitirdik.
Ameliyat tarihi değil yağlı pehlivan mübarek, bir el ense yapamadık gitti : ) İlk paragrafa dönecek olursak, arkadaşlarımı bir çöldeki bedevinin bir de benim başıma gelen zilyon tane güzelliği hatırlayıp hiçbir şeye olmaz dememeye davet etmeyi kendime bir borç bilirim : )
Öğleden sonra psikiyatristim(iz)le de görüştük ve tetkikleri de yaptırmaya devam ettim; ama 7sinde ameliyat olabilecek miyim bilmiyorum şu an, olamamak gibi bir beklenmedik durum çıktı ortaya... Ertelenirse 28ine ertelenecek sanıyorum. Ertelense bile bu beni çok üzmeyecek; bu ay olacak ya sonuçta, ne kadar beklemişim idare ederiz 20gün daha ne olacak, diyorum... : ) Çok uzun zamandır kaybettiğim neşemi de buldum hatta... Dipnot sayesinde ulaştığım yeni insanların ulaştırdığı güzel mesajlar, annemin ağzında yabancı da dursa adımı kullanması, ne olursa olsun ameliyatı bu ay olacağımın belli olması hafifletti beni. Daha iyi, daha sağlıklı olacaksa 28i olsun, ne yapalım : )


*Kötü bir şey yaptım; ama hiç pişman değilim. Şiddet uyguladım, evet, ama cidden bir kez daha kaldıramazdım, ben aylarca uğraşıp kuyruğuna getireyim, annem 3dakika endişelerini anlatsın ve hoop sar başa...
** yeni TCK'nın 81. ve 83. maddesine göre doktorların uyguladıkları tedaviler sonucu ölüm gerçekleşirse cinayete yakın bir ceza almaları söz konusu oluyor, burada hocanın aklına gelen buydu sanırım.

Adım Berk

Bugün annemle cerrahıma gittik. Aslında bir dayatmaydı... "Yarın cerrahına gidicez birlikte" dedi, ne "benim sorularım var" ne "gidebilir miyiz"... Peki, dedim. Endişeleri var ve onun da bilgi almaya hakkı var, diye düşündüm; ama bir yandan üslubunun nasıl olacağıyla ilgili endişeliydim. 24 yaşında biri olarak ameliyat tarihi almışken ebeveynini götürmenin; benim kendimi, bireyselliğimi lanse edişimi zedeleyeceğini öngörerek de geriliyordum. Bir de burada hormon sürecini aylarca geciktirmeme sebep olan dişli bir kadından bahsediyoruz, "ameliyatı da yakarmış?!" korkusu da yok değil... Ben bir kenarda gergin o bir kenarda gergin, o arada ameliyat için gereken testleri yaptırdım, kahvaltı ettik sohbet ederek. Hatta sohbet ederken isim yüzünden çektiğim zorluktan konuştuğumuzda adını unisex bir şeyle değiştirelim, dedi (Vauuv, büyük gelişme! adını ben verdim, ölsem başka isim kullanamam diyen annemin bunu teklif etmesi beni şaşırttı) ; ama bunun "ameliyat olmadan bu işi nasıl hallederiz" fikrinden hareketle bulunmuş bir çözüm olduğunu bildiğimden o şaşkınlığı bir şekilde topladım; isim her şeyi çözmüyor ki benim için, dedim. Bir sürü yerde nüfus cüzdanı istiyorlar ya da evlenmemi sağlamayacak isim değişikliği mesela, dedim. (Vurguyu verebilmek için büyük yazıyorum bazı yerleri) "evLENmeyi mİ düşünüyoRsun?" dedi. Evet, dedim. Var mı biri, dedi. "Yok... E ama isterim yani, istiyorum yani..." Hmm, hadi bakalım, gibisinden bir baş hareketi yaptı : ) Daha önce olsa "seninle birinin evleneceğini mi düşünüyorsun yani?!" derdi. Neyse sonra içeri girdik, cerrah çıktı, "annem" dedim. Halbuki, annemin bir adım geride olduğu o birkaç saniyede "Tunç Bey, annem endişelerini görüşmek için gelmek istedi, kıramadım" gibi bir giriş cümlesi vardı kafamda, aklımdan uçtu! Buyur edildik, annem plağı koyuyorum duruşunu aldı ve söze başladı: "Berk" dedi ve devam etti... Konu can sıkıcıydı, orada olmak istemediğim ve beni geren bir şeydi; ama "annem ilk kez adımı kullandı"... İçimden bunu söyledim. Bu o kadar büyük bir adım ki onun için... LİSTAG'ı anmamam mümkün değil bu noktada... Benden bahsederken belki kullanıyordu, beni Berk* olarak tanıyan insanlarla konuşurken, ama benim yanımda, benden bahsederken... Önemli bir andı.
Sonra tatsızlığı giderek artan konuşmaya döndüm, ama devamını bu başlıkta anlatmamalıyım diye düşünüyorum, o konuşmayı ayrıca yazayım...

*Eskiden iki adım vardı, birini babam birini annem yazdırmış ben babaanneminkini değil anneminkini kullanıyordum, sonra ikisinin yerine birer isim seçtim. babanneminkinin yerine babamın oğluna koymak istediği Berk'i ve anneminkinin yerine arayıp bulup seçtiğim İnan'ı... Şimdi iki ismim de kullanımda, sadece "Berk"ler karışıyorsa Berk İnan diyorlar onun dışında ikisinden birini seçiyorlar. Berk daha çok tercih ediliyor neden bilmem, o yüzden Berk olarak yazdım.

Katıldığım Bir Etkinlik

(Toprak ve Aras adında iki başka trans erkek arkadaşla birlikte) Konuşmacı olarak katıldığım bir etkinliğin deşifresi geçti elime hem kitapçık olarak hem de internette PDF olarak mevcut... 13. yazı... İndirmeden önce bilgi sahibi olmak isteyenler için özet geçecek olursam:

  • trans erkeklerin erkeklik algısı
  • toplumsal geçiş sürecindeki yanlış uygulamalar
  • LGBT örgütler içinde yaşanan zorluklar
  • Trans erkeklerin neden ayrıca örgütlendiği ve bunun katkıları 

Blogun Güzel bir Özeti // Kendi Çapında Ünlü 2

Blogum, dolayısıyla hikayem (elbette ki aslında hikayemiz) dipnot.tv sayesinde daha çok insana ulaşma fırsatı buldu, haberi hazırlayan Gizem'e teşekkürlerimle...

Gizem KaboğluDipnot.tv02.02.2011
Cinsiyet değiştirme ameliyatına girecek birinin hormon uygulamalarına başladığından ameliyata kadarki süreçte neler yaşadığını hiç merak ettiniz mi? Cinsiyet değiştirmek isteyen bir gencin yaşadığı sancıları, ailevi problemleri ve bürokratik engelleri kendi ağzından dinleyeceksiniz.
Türkiye, eşcinsellerin, trans bireylerin önyargıyla karşılandığı, hatta “hasta” dendiği ülkelerden. Kimimiz “ben karşı değilim”, kimimiz “olur mu öyle şey”, bir diğerimiz “benim çocuğum da olmasın da kimde olursa olsun” diyenlerdeniz. Peki hiç onların nasıl süreçlerden geçtiğini düşündünüz mü, dinlediniz mi? Bugün size cinsiyet değiştirme ameliyatına hazırlanan birinden bahsedeceğim, daha doğrusu o bahsedecek. Onun yazılarıyla, bloguyla tanıştıracağım sizi.
Siteyi açtığınızda karşılaştığınız cümle şu oluyor: “Dünya bile dönüyorsa ben de dönerim!” ve altında şöyle bir yazı: “Ciddi ve idealist “trans” blog”
Son yüklenen yazıyı başta gördüğünüz üzere, en üstte müjdeli bir haber var. Ameliyat için onay alındığı, ameliyat gününün beklendiğine dair.  Blogda politikayla, felsefeyle ilgili pek çok makale bulabilirsiniz, bir kişisel anlatı sayfası… Blogun bir de tam olarak böyle tabir edilmese de “anı” bölümü var. Cinsiyet değiştirmek isteyen bir gencin yaşadığı sancılar, ailevi problemler ve bürokratik süreçler anlatıldığı bu bölümden birkaç parçayı alıntılayacağım. Alıntılara geçmeden önce, “farklılığını” nasıl anlattığına biraz yer vermek istiyorum:
“Olmaması gereken bir şeyler oluyordu, hissettiğim buydu… Tüm teneffüsten vazgeçmek pahasına soyunma odasında herkesten sonra giyindiğimi, okulda tuvalete gitmemeye çalıştığımı; ama “öteki” olmamak için, yalan olduğunu bilerek, bende görmek istediklerini insanlara göstermeye çalışırken ne kadar zorlandığımı çok net hatırlıyorum. Herkesin dünyayı kadın ve erkek olarak ikiye böldüğü bir dünyada bedeninizle ruhunuzun iki ayrı yarım küreye denk düştüğünü hayal edin…”
Kurul gününden belgenin alımına kadar onlarca makale sitede yer alıyor, ben birkaçından paragraflara yer vereceğim. Devamını ayrıntıları merak edenler blogu* ziyaret edebilirler.  İşte kronolojik olarak yazılan yazılardan bazı parçalar:
27 Nisan 2009:
“… Kurul günü, oraya gittiğimde trans olduğunu anladığım 2 başka kişi daha oradaydı, yanlarına gittim, konuştuk… …Neler sordular? İlk olarak bir ilaç kullanıp kullanmadığımı (T kullanmadığımı söyledim) sonra düzenli kullandığım bir ilaç olup olmadığını (vitamin vb. gibi şeyleri ara ara kullandığımı söyledim) sonra da ilaç kullanıp kullanmadığımı..! Ne zamandır göğüslerimi sardığımı, saçımı hiç uzatıp uzatmadığımı, vücudumda göğüs çevresi, göbek altında örneğin aşırı tüylenme olup olmadığı, adet düzenine dair sorular…
(…)
Konsültasyon istediler bilindik bölümlerden: Plastik Cerrahi, Endokrin ve Kadın Hastalıkları (mıydı adı?)… Mayıs’ın ilk haftası herbirine bi gün gidip ondan sonra da kısmetse T**’ye başlıyorum herhalde:)”
10 Haziran 2009:
“Malumunuz süreci başlattım, kurula çıktım ve istenen ana bilim dallarından konsültasyon almak için bir takım testler yaptırmaktaydım. Plastik Cerrahi için çok erkendi. KD için de öyleydi aslında da, aradan çıkmış oldu… Esas önemli olan Endokrin’di; çünkü “Hormon Tedavisi”ni onlar kararlaştırıyorlar…  Sonunda Endokrin’den olur geldi, hastalığım (Cinsel kimliğiyle ilgisi olmayan fizyolojik bir rahatsızlıktan bahsediyor) yüzünden Hematolojiden de olur istediler, o da tamam; fakat ailemin kabul edememe süreci yüzünden T başlama tarihimi gönülsüzce erteledim; bunu yaparken asıl derdim psikolojik takibimi zedelememekti, bunu da açıkça söylüyorum; çünkü kaç yıldır tanıdığım insanlar… Birkaç haftada değişmeyecekler bunu biliyorum.
Psikologum uzlaşmamı “önerdi”, ben de bir terazi aldım… Başlamakla ödeyeceğim bedelle başlamamakla ödeyeceğim bedeli ayrı ayrı kefelere koydum. …Haliyle bi hayli hafif kaldı başlamak kesesi başlamamaya göre”
23 Haziran 2009:
“Göğüslerimden (aynada dümdüz bir göğüs görememek, onları fazlalık olarak algılamak gibi birçok sebepten) rahatsız olduğum için bir yıldır elastik bandajla o bölgeyi sarıyorum. (…)İlk sardığımda gece çıkmıştım, gündüz olsa anlaşılır gibi gelmişti :) … Hormona başlamayı da ertelemiş olmak yüzünden bedenimle ilgili mutsuzluğum yine belirginleşmişti… Yine aynayla ilişkim bozuldu. Sonra başka bir şey denemeye karar verdim. Kulağıma çalınmış olan bir şeyi denemeye karar verdim: tıbbi plaster. Açık yaraların üstünü örten tıbbi pamuklu yara bandı gibi bir şey… Amerika’nın yeniden keşfi. …Göğüslerimi ilk sardığımda kendime daha yakın bir halde doğmuş gibi ferahlamış hissetmiştim, bu yöntemi “keşfedince” bir kez daha doğdum. Birkaç “yeniden doğma” daha bekliyor beni :) ”
23 Ocak 2010:
“Beni desteklediğini ifade ederken bazı insanlar “cesaretini tebrik ederim” diyor, “çok cesur bir karar” diyor, bunun gibi cesaret temalı cümleler kuruyor… Hep benzer bir cevabı tekrarlıyorum:
Başka türlü yapmak mümkün olmadığında yapılan şey cesaret midir emin değilim açıkcası… Çoğu insan bunun bir seçim olduğunu düşündüğü için böyle söylüyor sanırım, ama kendin olmak bir seçimler dizisine bağlı değil malesef… Bir yer geliyor, kırılma! sonrası yok, o andan sonra daha fazla rol yapamıyorsun, kendine bir kez doğruyu yüksek sesle söyleyebilmişken olmuyor.”
(…)
11 Nisan 2010:
(…)
“Ağustos başında ilk iğnemi oldum. enjeksiyon yapılan kas birkaç gün ağrıdı ve sıcaktı.
İki hafta geçtiğinde hiçbir şey olmamıştı. …Kısacası ilk izlenimlerim pek hoşuma gitmemişti.
Bir ay geçtiğinde, sesimde bariz bir çatlama vardı; 6. haftada net bir şekilde kalınlaşmıştı. Yumurtlama denen illeti de etkilemişti(bir daha da olmadı), işler yoluna giriyor, diye düşündüm : ) İkinci iğnenin zamanı da gelmişti, oldum. Ayva tüylerim, çatlak sesim, yağlı- siyah noktalı cildimle ergenliğin en berbat aşamasındaydım…
Beşinci ayda, ayva tüylerimin rengi koyulaşmaya başladı, göğüs tipi kıllanma ve buna bağlı kaşıntılar vardı, neremde tüy çıkacaksa orası sivilceleniyor ve kaşınıyordu.
(…)
Ve ilk kez bugün aynaya baktığımda farklı birini gördüm, önceden tam tespit edemediğim birtakım değişikliklerin izini ararken bugün baktığımda eski yüzümün izlerini aradığımı fark ettim… Değişiyorum. Bu beni sanıldığı gibi aşırı mutlu etmiyor, bunu doğal karşılıyorum, sadece ideal benliğime yaklaştığım için, kendime hak ettiği saygıyı-değeri gösterdiğim için aynada gördüğüm yüze gururla bakıyorum”

"Ana yüreği" denen şey...

Blogda annemin adı sık sık geçiyor; çünkü benimle ilgili tüm sorumluluğu hep annem aldı. Daha önceki yazımlarımda (http://upgradingsouls.blogspot.com/2010/09/gokyuzunde-yalnz-gezen-yldzlar.html veya http://upgradingsouls.blogspot.com/2010/09/bir-kahvenin-40-yl-hatr-var.html ) ameliyattan sonraki refakatle ilgili annemin kararlarını aktarmıştım; ama ne mutlu bana ki iş ciddiye binince fikri değişti. İyi bir bakım alacak olmak değil, bana verdiği değerin onun için daha önde olduğunu görmek öyle büyük bir mutluluk ve rahatlama ki... 7 Şubat'ta ameliyata giriyorum ve sonrasında annem belki kendi üzüntüsünü görmezden gelerek benimle ilgilenecek... Bunun için ona bir kez daha müteşekkir olacağım... Ama yazıyı bitirmeden eklemeliyim, kalacağı belli olduktan sonra küçük bir sessizlik oldu sonra "diğer ameliyatı da olmayı düşünüyor musun?" dedi. "Birden fazla var ve evet düşünüyorum, zaten kimlik için en az bir kez daha ameliyat olmam gerekecek" dedim. Ve işte komik kısım "başka ameliyat yok" dedi, ben de " pazarlığa açık değil" dedim... Son ana kadar savaş devam edecek anlayacağınız :)