Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar...

Bir aydır bir tambur merakı sardı beni, yaylı değil mızrapla çalınanından tamburum olsa hafifleyeceğim sanki... Aslında Taksim Meydan'daki amca aylaaar aylar önce sebep oldu bu hisse biliyorum, eve giden otobüse binmek için yolunu tuttuğum durağın yol üstünde o koyu sesini tıngırdatışıyla tamburun; evet, o çeldi aklımı biliyorum... Ağırlaşan ruhumun sesi iyice koyulaştıkça tambur sesiyle daha çok özdeşleştirdim iç sesimi sanırım....
Şimdi açın linkini verdiğim taksimi, o bitince tambur sesinden gökyüzünde yalnız gezen yıldızlar 'ı çaldırın içinizdeki plağa, sözlerini ister söyleyin ister söylemeyin...

Bir şekilde konuştuğumuz, süreci genelde başlatmamış trans arkadaşların sanırım hepsine "sevgiline güvenme, ailene güvenme, o insanlar yarın bir gün sana sırtını döner sen dönemezsin, bu sadece senin meselen, bunu böyle görmeye çalış, göğüslerken yapayalnız kalabilirsin" demişimdir... Bu öğüdü önce kendim tuttuğum için mutluyum şimdi, çünkü haklı çıktım... Babam en son ameliyat oluyorsan beni unut demişti ve onun atıp tutmalarını çok da ciddiye almıyorduk, biliyorsunuz bunu zaten, ama yeni haberler de var. Bugün bir cerrahla görüştüm, anneme de gelip anlattım, elimde bir miktar para olduğunu ama elimdekinden fazlasının gerektiğini de ekledim. Annem parayı bile mesele etmeden, "nerde olacaksın, kim refakat edecek, kim bakacak sana" dedi... Evlatlıktan reddetmediğini ama ruhen böyle bir şey yapamayı kaldıramayacağını anlattı kısaca, uzun uzun aktarmaya gerek yok. Ben zaten, herhalde refakat eder ama ruh hali nasıl olur onu bilemiyorum, bunu bilememek de canımı sıkıyor, diyordum sağda solda... Böylelikle konu tatsız da olsa berraklık kazanmış oldu. Sonra baktım, kaybettiklerime baktım, biraz yalnız hissettim, biliyorum birçok dostum bunu okuduktan sonra fırça çekecek bana; ama olur ya bazen, ne kadar yorulduğunu birden, bir an içinde fark edersin... Onun gibi, birden kaybettiğim şeylerin boşluğunu duyumsadım. Nedir derseniz kaybettiğin... Acı bir gülüş belirir yüzümde; babamdan yana çok çok birkaç gülüş, annemin refakatini kaybettim. Bir hale olur tüm çocukların etrafında, ben artık o çocuklardan değilim.

Kendi Çapında Ünlü

Bir önceki kayıtta yorum üzerinden konuştuğumuz "Adsız" arkadaş incelik gösterip blog için bir logo tasarlamış : ) Arada trans arkadaşlar "blogu okudum, hissettiklerini o kadar iyi biliyorum ki..." gibi şeyler söylediğinde veya trans olsun olmasın okuyanlar okuduklarıyla ilgili geri bildirim verdiklerinde o kadar mutlu oluyorum ki anlatamam... Arkadaşa da bu şekilde teşekür etmek istedim... Bu hikaye yazılış amacına ulaşıyor sanırım... Bunu benimle paylaşan herkese teşekkürler.

Açık-lık

Son zamanlarda bu konu fazlaca kafamı kurcalıyor. Aslında benden başka kişilerin de kafasını uzun zamandır kurcalıyor. OUT olmak, AÇIK olmak; cinsel kimliğinizi veya yöneliminizi söylemek, gizlememek demek... Birkaç kişiye açık, herkese açık, aile hariç açık şeklinde kişilerin tercihine bağlı açıklık konumları var. Açık olmak veya olmamak tercihinin neden önemli olduğunu masaya yatırmak gerek tek tek...
Bir trans erkek olarak açık olmak benim için neden önemli'yi tanımadığım birine şöyle anlatmıştım:

Aylardan Şubattı galiba, Cerrahpaşa Endokrin'de kontrol yaptırmam gerekiyor, ilk gidişim, Dahiliye yönlendirecek dediler, Dahiliye'ye gittim. Tabii kimlik adımla çağırıldım,

- Sen misin?
- Benim.
(...)
- Evet, şikayet nedir?
- (Neye dayanarak senli benli oluyorsa) Transseksüalite tanısıyla Hacettepe'de takip ediliyorum; ama burada öğrenci olduğum için kan testleri için gitmem zor oluyor, Endokrin takibimi burda yaptırmak istiyorum bla bla...

Kan kağıdım yazıldı, laboratuara inen merdivenleri inerken biri seslendi, durdurdu:
- Merhaba! Ben az önce çıktığın odadaydım, fark etmişsindir sanırım
- (öyle miymiş?) hmm,evet... Bakıyorum, anlamaya çalışıyorum, beyaz önlüğü çantaya tıkmaya çalışıyor bir yandan, öğrenci demek...
- Ben merak ettim de, rahatsız etmek de istemem tabii, transseksüel dedin di mi? Nası yani? Anlatır mısın?
- ÖÖöö... Transseksüelin ne olduğunu biliyosundur tabii
- Evet,tabii ki...
- Sen sor, ben anlatayım?
- Mesela nasıl anladın, ne zaman anladın, ne yapıyorsun şimdi, süreç ne?

Süreci, ailemin yaklaşımını, hayatımı sordu. Öğrenci ve aktivist olduğumu, adımı alış hikayemi, daha blogda gördüğünüz onlarca şeyi çay eşliğinde, denize bakan bir kantinde anlattıkça anlattım, her sorusunu cevapladım. Penise kadar, cinsel hayatıma kadar sordu, sınır tanımadı yani! Ben de doktordur, hekimden utanılmaz diye, kendimi rahatsız etmeyecek sınırlar dahilinde anlattım. Sevgili mevzusuna geldi konuşma, biraz da flört edesi vardı galiba, peki dedi neden söylemeye devam ediyorsun, anlaşılmıyorsun işte, ben seni biyolojik erkeksin de kadına geçiş yapacaksın sandım hatta, söylemesene niye söylüyorsun, dedi. Çünkü, dedim,
  • benden önce kimse söylemediği için ben dünyada bir tek benim başıma gelen bir felaket olduğunu düşündüm yıllarca
  • yıllarca bilgisiz kaldım, ne yapacağımı bilemedim
  • bana uygulanan baskının farkına varamadım
  • sadece Bülent Ersoy gibi bir figür olduğu için, bunun kadından erkeğe mümkün olmadığını düşünüyordum
  • intiharı düşündüm, sıkışmış hissettim, kendimi reddettim, kabul etmekte zorlandım...
eğer ben görünür olursam, benden sonrakiler bunu yaşamaz veya benden hafif atlatabilir, o yüzden söylemeye devam edeceğim, dedim. Bunca zamandır (ap)açık olmamın da amacı buydu. Sadece ben değil, arkadaşlarımın da benim adıma açık olmalarını talep ettim.
Şimdiyse arkadaşlarımın benim adıma bunu söylemeleri durumunu sorgulamaya başladım, galiba bunu artık istemiyorum, evet istemiyorum. (Çevrenizdeki insanların sizin sınırlarınızı takip etmek konusundaki hassasiyeti bu konuda çok önemli... ) Neden istemiyorum'a gelince,
  • Ben gitmeden önce anlatılınca
  1. merak sebebi oluyorum
  2. gittiğimde sürekli inceleniyorum
  3. her davranışımda kadınlık deneyiminin izleri aranıyor veya her şey buna yorumlanıyor
  • Ben ortamdan ayrılınca söylendiğinde
  1. bu dedikoduya giriyor
  2. "çok başarılı", "hiç anlamadım", "ben onu gerçek erkek sanmıştım" gibi denyo cümleler kuruluyor (bunların iltifat olduğu sanılıyor bir de), bu cümleler üstü kapalı bir fobi içeriyor, can sıkıyor
  3. aktarılm üzerinden edinilen bilgiler genellikle yanlış oluyor.

Açık olmamak da önemli, kendini koruyabilmek için demek istiyorum. Arkadaşlarımdan, çevremdekilerden kendi açılmamla ilgili tercihi bana, tekelime geri vermelerini rica ediyorum. "Bir arkadaşım var" cihetinden saman altı aktivizmler serbesttir : )

Baba Faktöriyel

Katıldığım Yaşayan Kütüphane'lerde hep "peki baban?" diye soruyorlar, "annenle baban ayrı mı, hep anneni anlatıyorsun" diyen bile var. Hayır, annem babam -bazen neden olduğunu anlamasam da- hala evli.

Önce babamı anlatayım: sessiz sakin, efendi bilinir; bir kocada bulunabilecek kötü alışkanlıkların hiçbirine sahip olmadığı gibi çay demlemekten falan gocunmayan, sitenin gözü önünde çamaşır asmışlığı bile olduğu için birçok insana göre makbul bir koca modelidir... Yani yurdum erkeklerine göre kibar vs bir adamdır. Nadir öfkelenir, öfkesi de saman alevi gibidir, ennn çekilmez özelliği bir saniye düşünmeksizin bir inat etmeye başladı mı inadından imkan yok dönmemesidir. Sorumluluk sahibi aile reisi gibi rollere hiç soyunmadı sanırım... Benim "yetiştirilme"mle ilgili kararları genellikle annem alır(dı). Bu biraz babamın çok ve belirsiz saatlerde çalışmasından, biraz annemin çocuk gelişimi eğitimi almasından ve dominant bir kadın olmasından kaynaklanmıştır sanıyorum.  Ben çocukken babam daha çok "kendi haline bırak"çıydı, benim ergenliğimle birlikte "kız babası" kafalarına girmesiyle benden bu yüzden ağır tepkiler alması peş peşe oldu. "Toplumsal rol"ünü oynamak noktasında sıradan bir erkek ve baba olduğunu anlatmaya çalışıyorum. "Orta sınıf, beyaz vs" ile tanımlanan hegamonik erkeklikten çok uzak bulmuyorum onu açıkcası, klasik bir erkek ve bunun doğru olduğuna inancı da tam. Hegamonik erkeklikle bağ kuran her erkek gibi homofobik, transfobik, namuscu vs olduğunu söylersem haksızlık etmiş olacağımı sanmıyorum.

Gelelim benim geçiş kararıma verdiği tepkiyee... Eski solcu ve bu kadar sessiz, hatta karışmaz bir adamdan büyük bir tepki beklemiyordum ben açıkcası. Annemin tepkisine destek veren bir sessizlik, konuyu konuşmama durumu bekliyordum kiii daha en başta baba beni ters köşeye yatırdı. Şu an iki yıl öncesi oluyor neredeyse; telefondayız:

anne: baban böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceğini söylüyor
BİB: anne babam neyi kabul etmiyorsa bence bunu kendi bana söyleyebilir
anne: öyle diyor, ama ben vereyim madem öyle diyorsun... seni istiyor telefona
baba: alo
BİB: alo. ( yarım dakikaya uzayan sessizlik) evet baba dinliyorum.
baba: evet, annenin dediği gibi
BİB: ne annemin dediği gibi baba
b: ben kabul etmiyorum kesinlikle böyle bir şeyi, asla da etmem
BİB: neyi kabul etmiyorsun baba?
b: böyle bir durumu
BİB: erkek gibi hissettiğimi mi kabul etmiyorsun baba?
b: evet. artık kime özendin nasıl oldu bilmiyorum; ama böyle bir şey yok. ben kabul etmiyorum, hiçbir zaman da etmeyeceğim.

Babam benim hiç yemediğimi bile bile her sefer bal yer misin helva yer misin diye soran bir adamdır, arkadaşlarımın adını unutur, bana bir şey için kızacak olur onu bile aynı gün içinde unutur : ) tabii ki ne hissettiğimi bilebilmesini beklemedim ve onun bu yok sayma durumuna epey çattım. Eski adımı veya kız hitaplarını kullanınca her sefer "benim adım Berk İnan" dedim, "ben senin kızın değilim; çünkü ben kız değilim" dedim, "sakalım çıkınca dilin varacak mı bakalım" dedim. Hatta pisleşip üşünmeksizin sergilediği inadını ti'ye aldım : ) "Baba kulağın yok! ... Sence kulağın için bir şey değişti mi? yihaahaha! x^D " bile dedim bir gün. Bu kadar serserice fütursuzlaşmamdaki en belirgin etken benimle ilgili kararlarda asıl sözü söyleyenin annem olmasına alışmışlığımdı sanırım. Annemle mantıklı açıklamalar, uzun konuşmalarla sorun çözmeyi biliyordum bir de, babamla bir şey çözdüğümüzü hiç hatırlamıyorum, yöntemsizlikten başvurdum buna biraz da sanırım. Annemi kazanırsam davayı kazanırım gibi geliyordu bir de, öyle ya annem hem kim olduğumla hem sağlığımla hem eğitimden tüm kalemlere ihtiyaçlarımla ilgileniyordu.*

Babamla konuşmamaca oynamaya başladık o zamandan sonra. Facebook'ta Berk İnan olarak açtığım hesabı eklemedi, ben de eskisini kaldırdım. Annemin bilgisayardan az anlamasını değerlendirip ona Berk İnan'ı ekletmiştim, ona da sildirtti. Tam bir satranç! Kör inadı hitap mevzusunda da tuttu, annem en azından eskileri kaldırıp nötrleri koymuştu hemen, anne babamdan herhalde 8 ay kadar sonra öğrenmesine rağmen, babannem oğlum derken babam hala kızım diyordu veya eski adımla hitap ediyordu... Ben de kıyameti koparıyordum tabii! Bir gün yine telefonda tam bunun kavgasını ediyoruz, 2 aydır hormon kullanan sesimle biir şarladım! Yer gök inledi, öyle böyle değil... Hormona mı başladın sen, dedi. Günaydın, başladım tabii, anlamıyo musunuz sanki sesimden bla bla diye bi daha şarladım. Bir hafta sonra mı, aynı haftasonu mu bilmiyorum, babam mesaj attı: "bir arabasına biniyorum, yedide beni yazıhaneden alır mısın elimde küçük bir koli olacak" evi biliyo, koli küçükse niye gelmiyor, diyorum. Niye binip geliyo da kargoya vermiyor, diyorum işin içinden çıkamadan akşamı akşam ettim. Trafik yüzünden 9 gibi yazıhanede buluştuk, koli dediği 5-10 kalın kitap alır bi küçük paket, çanta yok... Hepten kafam karıştı. Yazmakla anlatılası değil, ben duruma şaşkın o hepten şaşkın... Dondurucuya atmalık sebzeleri bahane edip iyi miyim, hormon bana ne yaptı onu görmeye gelmiş belli ki, ertesi gün de işi varmış, kalmayacağı için çanta falan da yok yanında, otobüs de rötar yapınca arada kalmış bir saat! O bir saati nasıl anlatmalı... Hava bulutlu. Yağışlıymış bu ara çok yağdı mı, diyor. Çok yağdı ama 2-3 gündür iyi, diyorum. Babam bir şaşırıyor, bir silkiniyor, anlamadım, efendim vb. bi şey söylüyor. 2-3 gün önce sel alıyor sandım, çok yağdı; ama bugünlerde sadece bulutlu, diyorum eski Akbank reklamı misali... Düşünceli ve suratı asık bi hıı, öyle mi vs geliyor. Başka bir konu açacak oluyor, okulu soruyor... Vizeler bitti, finaller geliyor 2-3 haftaya, diyorum yine aynı şey... 5 farklı konuda 2şer cümlelik sohbetler ve benim hepsini iki kez tekrar edişim... Sesim babamı derinden sarsıyor, gözlerimle şahit oluyorum.

Sesle birlikte babamın da biraz değiştiğini söyleyebilir miyim? Belki... Zamanını gerçekten hatırlamıyorum ama bahar başı olacak, açıldıktan herhalde 15 ay sonra (hormonun da  6.-7. ayına tekabül eder), eve az eşyayla, bir haftasonu için gitmiştim. Hava yağmurlu, bende yağmurluk yok, mont ıslanmış... Tekrar dışarı çıkarken babam "o mont ıslak niye onla çıkıyorsun" dedi, "getirmedim, ne yapayım, mecbur..." dedim. "Benim dolapta var, al onu" dedi. Ortaokul boyunca tişört aşırdığım için yok iz yaparsın, senin yok gibi benimkileri giyme diye dünya laf eden babamdan böyle bir şey duymak benim için büyük şoktu... Bedenimiz, ayak ölçümüz aynı olduğu için yağmurluğu da, ayakkabıyı da ikiletmeden değiştirdim tabii : )  Sevinmiştim, "bir şeyler değişiyo galiba, demek ki zamanla olacak bak" diye düşünmüştüm...

Konuşmama, gündemleştirmeme oyunumuz devam etti, bu sırada halam, babannem beni desteklediği için muhtemelen onlara da içten içe küsmüştür babam, tanıdığım kadarıyla... Banaysa hepten küstü! İlk açıldığımda dile getirdiği bir partininkadın kollarının başına geçeceğini, dernek başkanı olacağını düşündüğü cevval, solcu/sosyal demokrat "kız" evlat hayali, benim açılmamla sükut-u hayal olmuştu. Ve bu yeni insan (evet,ben : ) ) her kimse onunla ilgili hiçbir şeyle ilgilenmek istemiyordu, mesela bir dernekte aktivist olmasının hiçbir önemi yoktu; çünkü o hayallerini yıkmış, hayatı onun için zorlaştırmış bir hain ve olmayan dahası da olmayacak bir şeyin peşinde bir çılgındı! : D İlgilenirse çılgını desteklemiş, hainle işbirliği yapmış olabilirdi; dahası kendi erkeklik algısı ve dünya görüşü de sarsılabilirdi! Mümkün oldukça konuşmamaya devam etti, eski adım da ara ara ağzından kaçmaya devam etti... Tek fark ben artık şarlamıyordum, yılmıştım... Her sefer "Berk İnan benim adım" da demiyordum; bilmediğinden, duymadığından değildi çünkü... Alışkanlıktandı, biraz da, nasıl arkadaşların adını umursamadığından unutuyorsa, ondan...

Nisan'da ve Mayıs'ta Ankara'ya keçi sakallı geldim, onu da görmezden geldi, sanki aynı yerde değil gibi sivilcelerimi sordu, "sakallarım çıktığı için" dedim, ses yok. Bu gelişimdeyse eni konu sakal bırakmıştım,görsünler diye. Suratlar düştü, annem "niye böyle geldin" dedi, "görün diye" dedim, babam sormadı. O, KPSS'yi sordu.
BİB:Ağustos sonu açıklanacak, fena geçmedi, atanırım herhalde...
b: Atayacaklar mı seni böyle? (alaylı)
BiB: Göreve başlamadan ameliyatları olup, kimliğimi almayı umuyorum
b: Hangi kimliğini? (şaşkın ve biaber)
BİB: Mavi kimliğimi
b: Öyle mi... (ifadesiz) Değişecek yani...? (inanmaz) Adın ne olacak peki? (bir sonraki repliğe hazırlanır gibi)
BİB: Biliyorsun ya işte Berk İnan...
b: Soyadın peki?
BİB: B... işte
b: Hayır olmayacak
BİB: ?%Q^+&???? (dumur+ mavi ekran)
b: Kendine bir de soyadı bul
BİB: Sen dedemin soyadını... nASıI...
b: O benim soyadım, dedenden değil benden aldın onu...
BİB: Öyle Mİ açarsın o zaman DAvayI, mahkemeDE GÖRÜŞürüZ! 

Ne mutlu son, di mi ? : ) O kadar net bi çıkışı  halamla babannemin desteğine güvenerek yaptım o an muhtemelen. Bu olay 21 Temmuz'da oldu, 23'ünden beri annem şehir dışında biz babamla evdeyiz. Zaten çok az saat birlikteyiz, e çok az iletişim demek bu, hele de babamdan bahsediyorsak : ) Az önce aktardığım diyalogdan sonta Soğuk Savaş atmosferi beklersiniz; ama yok; çünkü babam yine unuttu... Tabii ki o an çok içerledim, kıymetli dedemin soyadına el uzattı diye de çok hınçlandım; ama babamın çıkışlarının devamının gelmediğini hatırlayıp sakinleştirmeye çalıştım kendimi...

Hikaye burada da bitmiyor... Her salı, cuma kan veriyorum ilk günlerden birinde geç yattım kalkamazsam diye de not yazdım, "hastaneye gideceğim, uyanmadıysam kaldır lütfen..." Cidden de kalkamamışım, ama uykum da aralanmıştı önce odaya girdi, geri gitti, geldi parmaklarıyla kapıda darbuka çaldı, "hastaneye geç kalıyorsun" isim kullanmadı, güzel... Bir başka zaman... Banyodayız ikimiz de, geçen hafta galiba...
-Baba, dedim, hoşuna gitmeyecek; ama sana bir şey sormam lazım.
Sessizlik...
-Jilet çok tahriş ediyo da cildimi acaba traş makinası alsam daha mı az tahriş eder diyorum.
- Hayır, daha az tahriş etmez, daha kötü yapar. Hoşnutsuz bir ton olsa da cevap geldi, güzel...

Tatlıya bağladık mı? Hayır! Geçen uyuyorum biliyordu, telefonda babannem sormuş (o da nasıl sordu bilmiyorum tabii) uyuyo N... dedi, yine eski adımı kullandı! Lafın kısası depdüş gidiyoruz... İlk açıldığımda "sen erkek olamazsın ki", "bir kere çocuğun bile olmayacak" gibi türlü laf eden babamın bugün böyle laflar etmeyeceğini düşünüyorum desem inanın doğruluk payı yok, bilin optimist bir an'a denk gelmiştir : ) ama arpaboyu bir fark var gibi tavrında, bakışında; ben de şimdilik bunla yetiniyorum.



*(Şimdi hata ettiğimi düşündüğüm kısım, bunu nezaket gereği bile gizlemedim. Benim kendimi kabul etmemin yıllar aldığını, bu yüzden beni anlamalarını, kabul etmelerini beklemediğimi söyledim; ne zamandır varoluşumu erkek algıladığımı, prosedürü, yaşadığım birçok anıyı onlara binlerce kez anlattım ama konuşmaların çoğu annemin ameliyatlar sonrasında benimle ilgilenip ilgilenmeyeceğini bilmek istediğim şeklinde bitti. Babamın önyargı, inat, erkek dilegetirememezliği üçgenini oportünist sebeplerle "uğraşılmaz" ilan edip kenara attım. Babam olmasından gayri, insani ölçüde saygısızlık olduğunu düşünüyorum ve kendime yakıştıramıyorum şimdi, itirafımdır.)