Daha önce bu film hakkında yazmıştım (ilgili başlığa gidin). Benim Çocuğum 7 Haziran'da vizyona giriyor! Filmi iki kez izlemiş olmama rağmen çok heyecanlıyım, belki bir kez daha giderim; gitmezsem bile ailemden en az 4kişiyi izlemeye sevk etmeye (gerekirse zorlamaya :D ) ahdettim! Çünkü daha önce de yazdığım gibi ilk üç günkü başarısı çok önemli...
Aa! Ben size filmi annemle filmi ikinci kez izleyişimi anlatmadım değil mi?! Anneler gününde Goethe Enstitüsü'nde Uçan Süpürge Film Festivali kapsamında yapılan gösterime ilgi çok büyüktü, 100 kişiye yakın bir izleyici vardı ki zaten salon için uygun olan kapasite buydu. Listag Ankara'dan bir baba beni aradı, annen gelecek mi gösterime diye, sabahtan yanına gidicem sorarım abi dedim. Sorduğumda annem sanki o günü benimle baş başa geçirmek ister gibiydi; ama sonra filmi izleme isteği daha ağır bastı gittik. Salona girer girmez, Ankara'daki aile grubundan benim tanımadığım iki anne ve yanlarındaki trans erkekle selamlaştı, ben de merhabalaştım, yerimize geçtik. Filmi izledik, ben nasılsa izledim, şu midemi bastıracak bir şeyler alayım bari diye dışarı çıktım bir yarım saat 45 dakika sonra salona bir girdim ki film bitmiş annem ve arayan babamız sahnede "hah, kendisi de geldi, biz de senden bahsediyorduk" dediler, ben de bir utanma oldu birden, sahneye çağırdılar, meğer bilgi bankasından bahsediyorlarmış, ben de söyleşinin bir parçası olarak annemle yan yana konuştum... Annemle ilk ortak aktivizm deneyimimiz oldu : ) Şimdi ne söylemişti hatırlamıyorum; ama bir şey dedi, salonda bir alkışlamalar falan gurur duydum. Sonra "kendi blogunun adını da söyle Berk" dedi Listag'daki baba, "Dünya bile dönüyorsa ben de dönerim yazarsanız google'a dememle bir alkış kahkaha da orada koptu, sanırım orada da annem gurur duydu : ) Söyleşi sonlandığında birçok insan gelip annemin, benim elimi sıktı, tebrik, teşekkür etti, hiç tanımadığımız genç bir kadın elindeki kırmızı gülü anneme uzatıp anneler gününü kutladı :) Sonra çıkıp yemek yedik, çok mutluydu, sonra kız arkadaşım, annem, ben bir kahve içtik, ortak hediyemizi verdik, annem "bugün anneliğimin doruklarını yaşadım" dedi : ) Bu hikaye sizin hikayeniz olabilir, bu hikayedeki anne veya çocuk siz olabilirsiniz; ama bunun için mutlaka o filmi izlemelisiniz, mümkünse de anne ve babanızla izlemelisiniz.
Gösterimlerin yapılacağı yerler için: https://www.facebook.com/events/154006738102828/
ilgili filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilgili filmler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Benim Çocuğum
Sonunda filmi izleyebildim. Ankara'da milletvekilleri için yeniden "Benim Çocuğum"gösterimi yapıldı. Benim de artık ameliyat gibi dertlerim olmadığı için hemen annemle program yaptık, "orada buluşalım" dedik, son yarım saat annem besin zehirlenmesi yüzünden gelemiyor! "Geleyim mi?" dedim, "yok, sen izle" dedi... Yanımda da bir trans erkek arkadaş vardı, beraber gittik izledik... Film çok doğal, çok direkt bir şekilde ailelerin duygularını anlatıyor, bazı sahneler var ki " bildiğin homofobik transfobik insanlarmış bir zamanlar bu anneler babalar da" diyorsun, bazı sahneler var ebeveyn olmasanız bile acılarını anlıyorsunuz... Öyle trajik bir film falan değil, bir belgeselin durması gereken çizgiyi pek güzel korumuş... Annemin Listag'ın da büyük desteğiyle geçirdiği değişimin Listag akrabalarımız ağzından anlatılışı : ) İzleyin izletin, Türkiye çapında gösterilmesine destek verin
http://www.change.org/tr/kampanyalar/tiglon-fida-film-benim-çocuğum-filminin-dağıtımcılığını-üstlenip-gösterime-sokun.
aa bu arada ne olacak bu kampanyalar Fida dağıtacak mı dedim, yönetmen Can Candan dedi ki, ilk üç gün yaptığı gişe çok önemli... yani olur da bulunduğunuz şehirde gösterilirse gitmeseniz bile sevabına bilet alın bari :)
http://www.change.org/tr/kampanyalar/tiglon-fida-film-benim-çocuğum-filminin-dağıtımcılığını-üstlenip-gösterime-sokun.
aa bu arada ne olacak bu kampanyalar Fida dağıtacak mı dedim, yönetmen Can Candan dedi ki, ilk üç gün yaptığı gişe çok önemli... yani olur da bulunduğunuz şehirde gösterilirse gitmeseniz bile sevabına bilet alın bari :)
Benim Çocuğum
Bir arkadaş nasıl olup da boy boy haberleri çıkan, yayınlandığı salonlar dolup taşan Listag üyelerinin belgesel filmi "Benim Çocuğum"la ilgili yazmadığımı sormuş... Ben ameliyatla uğraştığım için filmin tamamını izleyemedim, sadece Kıbrıs'ta 10 dakikalık bir ön gösterimini izlemiştim, o yüzden de yazmayı erteledim; ama sanırım trailer'ı paylaşıp -sonra güncellemek üzere- duyurmak en doğrusu olacak.
Ben daha tamamını izleyemedim; ama siz kaçırmayın: http://www.youtube.com/watch?NR=1&v=bwPLIl9eAmk&feature=endscreen
Ben daha tamamını izleyemedim; ama siz kaçırmayın: http://www.youtube.com/watch?NR=1&v=bwPLIl9eAmk&feature=endscreen
"Pişman Olur Muyum?"
Cinsel kimlikleri çok net olsa da sosyal korkular, ekonomik güçlükler vb. sebeplerle cinsiyet geçiş sürecini başlatmaya karar veremeyen insanların en sık sorduğu soru bu: "Pişman Olur Muyum?" Bu aslında, trans bireye dışarıdan en sık yöneltilen sorulardan biri aynı zamanda: "Bak, bunun geri dönüşü yok. Ya pişman olursan??"
Ben başka biri için bu soruya elbette cevap veremem. Nasıl bileyim sen pişman olur musun??! Şöyle cevaplıyorum bu soruyu yöneltenleri: Ben pişman olmadım ve asla olmayacağıma eminim; çünkü karar vermeden önce kendimi çok uzun süre (5-6yıl) dinledim, o bedende yaşayamayacağıma o cinsiyetten diğer cinsiyete doğru atılacak her adımın benim için daha ferah adımlar olduğuna tamamen kanaat getirdiğimde süreci başlattım." Pişman olmamakla ilgili bildiğim tek formül bu:
(Kuirfest'te bununla ilgili bir film varmış, onu ekleyeyim, ilgililere duyurayım dedim. Regretters, İsveç yapımı bağımsız bir film. İnternette bulup izleyebileceğinizi sanmıyorum, en azından şimdilik; ama festivalde izleyebilirsiniz.) (Trailer için tıklayın) (Özet için tıklayın)
Ben başka biri için bu soruya elbette cevap veremem. Nasıl bileyim sen pişman olur musun??! Şöyle cevaplıyorum bu soruyu yöneltenleri: Ben pişman olmadım ve asla olmayacağıma eminim; çünkü karar vermeden önce kendimi çok uzun süre (5-6yıl) dinledim, o bedende yaşayamayacağıma o cinsiyetten diğer cinsiyete doğru atılacak her adımın benim için daha ferah adımlar olduğuna tamamen kanaat getirdiğimde süreci başlattım." Pişman olmamakla ilgili bildiğim tek formül bu:
- Kendini tanı
- İki cinsiyet arasındaki farkları incele
- Cinsiyet geçişiyle ilgili edinebildiğin kadar bilgi edin (oku, araştır, sor)
(Kuirfest'te bununla ilgili bir film varmış, onu ekleyeyim, ilgililere duyurayım dedim. Regretters, İsveç yapımı bağımsız bir film. İnternette bulup izleyebileceğinizi sanmıyorum, en azından şimdilik; ama festivalde izleyebilirsiniz.) (Trailer için tıklayın) (Özet için tıklayın)
Voltrans Film Gösterimleri
Voltrans bu seneye yeniden canlanarak başladı, biri Kadıköy biri Taksim'de olmak üzere iki toplantı, ayda 1 film gösterimi, sözlü tarih çalışması için Voltrans'la ilişkilenen kişilerin videoya alınması verilen kararlar arasında. Ben artık Ankara'da olduğum için ancak dışarıdan destek verebiliyorum; ama burdan haberdar olabilecek kişilere haber ulaştırmak istedim...
İlk film Funny Kinda Guy:
Transgender yönetmen Travis Reeves’in 2005'te çektiği ilk uzun metraj belgeseli olan Funny Kinda Guy; İskoç, şarkıcı ve söz yazarı Simon de Voil’in beden geçiş sürecini ilk testosteron iğnesini vuruluşundan itibaren geçen bir buçuk yıl boyunca görmemizi sağlıyor. Simon’un şarkıları eşliğinde geçen film; neşeli olduğu kadar derin ve samimi. Ayrıca film, Melbourne Queer Film Festivali’nde seyircilerden en iyi belgesel ödülünü aldı. Ve bir anlamda galası olacak bu, bu filmin, özel izinle gösterim yapacağız.
Tarih: 7 Nisan Cumartesi
Saat: 14.30
Yer: Lambdaistanbul Kültür Merkezi
Aynı filmleri aynı sırayla Ankara'da da göstermeyi düşünüyorum, var mıdır böyle bir talep, ses verin bakalım? :)
Chaz Olmak
İf İstanbul kapsamında yapılan Yaşayan Kütüphane'ye katıldığımı yazmıştım. Taşınmadan arta kalan birkaç işimi halletmek için bir gün fazladan kalmaya karar verdim. Dönüş biletimi, otobüste köprü trafiğine maruz kalmamak için geceye aldım. Aklımda, bu yılki İf'in tek trans erkek filmi "Chaz Olmak" belgeselini de aradan çıkarmak ve birkaç arkadaşa vakit ayırmak vardı.
Filmin ne kadar "iyi" veya "politik" olduğuyla ilgili şüphelerim , -daha önceden izlediğim- Chaz'ın katıldığı TV programlarının videolarından aklımda kalanlardan çok filmin isminden kaynaklanıyordu. "Becoming Chaz" aslında hem "Chaz Olmak" hem de "Chaz'a dönüşmek" gibi anlaşılabiliyordu. Filmin adı -özellikle çevirisi- sanki hem dönüşüme hem de ünlü olmaya atıfta bulunuyor gibiydi. Filmin tanıtımını okumak zahmetine bile girmemiştim; riski aldım ve filme girdim. Ama bence siz yapmayın! Gitmeyin; çünkü film bir trans erkeğin iç dünyasıyla ilgili pek az şey söylerken Chaz'ın bu geçiş süreciyle pek de baş edemeyen histerik sevgilisinin Chaz'ın kalçasına yapacağı iğneye yaklaşık 3 dakika falan ayırıyor. Filmin toplamı 80 dakika mı ne zaten. Kesinlikle politik bir film değil. Politik öğeler veya transgender tarihine dair bilgiler tuz serpelenir gibi usulen serpiştirilmiş adeta. Lafı uzatmayacağım. Bebekken de televizyona çıkan dolayısıyla fiziksel değişimiyle ilgili onlarca video kayıt ve fotoğraf bulunan, tanınan biri malzeme edilmiş, daha fazlası da yok filmde. Chaz'ın testosteron "yüzünden" agresifleşmesi, geçmişinden ve daha önceki deneyimlerinden nefretle bahsetmesi; kız arkadaşının sığlığı beni boğdu. Yoklukta, ünlü bu, her türlü gider bu film demişler çekmişler adeta.
Filmin ne kadar "iyi" veya "politik" olduğuyla ilgili şüphelerim , -daha önceden izlediğim- Chaz'ın katıldığı TV programlarının videolarından aklımda kalanlardan çok filmin isminden kaynaklanıyordu. "Becoming Chaz" aslında hem "Chaz Olmak" hem de "Chaz'a dönüşmek" gibi anlaşılabiliyordu. Filmin adı -özellikle çevirisi- sanki hem dönüşüme hem de ünlü olmaya atıfta bulunuyor gibiydi. Filmin tanıtımını okumak zahmetine bile girmemiştim; riski aldım ve filme girdim. Ama bence siz yapmayın! Gitmeyin; çünkü film bir trans erkeğin iç dünyasıyla ilgili pek az şey söylerken Chaz'ın bu geçiş süreciyle pek de baş edemeyen histerik sevgilisinin Chaz'ın kalçasına yapacağı iğneye yaklaşık 3 dakika falan ayırıyor. Filmin toplamı 80 dakika mı ne zaten. Kesinlikle politik bir film değil. Politik öğeler veya transgender tarihine dair bilgiler tuz serpelenir gibi usulen serpiştirilmiş adeta. Lafı uzatmayacağım. Bebekken de televizyona çıkan dolayısıyla fiziksel değişimiyle ilgili onlarca video kayıt ve fotoğraf bulunan, tanınan biri malzeme edilmiş, daha fazlası da yok filmde. Chaz'ın testosteron "yüzünden" agresifleşmesi, geçmişinden ve daha önceki deneyimlerinden nefretle bahsetmesi; kız arkadaşının sığlığı beni boğdu. Yoklukta, ünlü bu, her türlü gider bu film demişler çekmişler adeta.
Alber Nobbs
Bu film aslında bir trans erkek hikayesi anlatmıyor. Daha çok feminist bir yanı var, kadınların iş hayatına daha az katıldığı bir dönemde, kendini geçindirmek zorunda olan bazı kadınların erkek kıyafetleri giymesi üzerine kurulmuş hikaye... Yine de kendini saklamanın ne zor olduğuyla ilgili ip uçları verdiği için, naifliğe büyüteç tuttuğu için sevdim filmi... Filmin LGBT duruşuna dair sözü biraz da muğlak... İlgilenip izleyenlerle tartışmak isterim aslında...
Romeos
Kuir Fest'te izlediğim bir diğer trans erkek filmi de Romeos'tu. Cinsiyet geçişinde olan bir trans erkeğin bir geye aşık olması üzerine kurulu olan hikaye, bir drama olarak özetlenebilir. Filmi anlatmamak için bilgi vermiyorum; ama birçok yönden beğenmedim filmi... Örneğin, Tomboy'un en büyük avantajı aktörün gerçekte de trans olmasıydı, bu filmden çıkar çıkmaz "tüm gördüklerime rağmen Miriam/ Lukas'ı oynayayan aktörün trans olduğuna inanmamın imkanı yok, bence kesin cisgender (doğuştan/biyolojik) erkekti, rol yapıyorum diye bağırıyordu oyunculuğu" dedim. Film de ajitasyona varacak şekilde sürekli drama odaklanmıştı. Ayrıca trans-gey aşkını ele alış biçimi de bence politik olarak hatalıydı... Hemcinsinden hoşlanan transların duyduğu ayrımcı sözlere de pek az yer verilmişti bence...
Sözün özü: "Bu kadar kötülediği film ne menem bir şey ola " diyorsanız izleyin tartışalım efendim : )
Sözün özü: "Bu kadar kötülediği film ne menem bir şey ola " diyorsanız izleyin tartışalım efendim : )
Tomboy
Bugün benim hikayemden onlarca şey taşıyan bir film izledim. Oyunculuklar o kadar gerçekti ki, bunun bir tek yolu olabilir diye düşündüm. Haklıymışım, internetten röportajına baktım, başrol oyuncusu tiyatro okuluna bile gitmemiş on bir yaşında bir çocuk, " senin de gördüğün gibi, içimde bir erkeğim; ama bir değişim geçirmeyi düşünmüyorum" diye anlatıyor kendini röportajda. Ancak bir trans bunu o kadar gerçek yapabilirdi, tüm hayal kırıklıkları, tüm sıkışmışlık ve gizlenme-saklama hissini, küçük mutluluklarını bu kadar doğru ve küçük hareketlerle verebilirdi... Filmle ilgili eleştirilerim de var tabii ki; ama izlememiş birine anlatıp önyargı oluşturmak istemem. Yorum yapanlar olursa tartışırız : ) İzleyiniz kısacası...
http://www.imdb.com/media/rm3213802752/tt1847731
http://www.imdb.com/media/rm3213802752/tt1847731
Prayer For Bobby
Pride Haftası kapsamında iki film gösterildi ki ikisi de birbirinden beter dağladı beni. İlki, en bilindik trans erkek filmi: Erkekler Ağlamaz/ Boy's Don't Cry. Üçüncü izleyişimdi galiba, yönetmeniyle söyleşi yapılacağı için yüreğim yettikçe izledim; ama son yarım saatinde falan çıktım sanıyorum, dayanamadım. İkincisi, başlıktan da anlaşıldığı üzere Prayer For Bobby: inançlı ve dominant bir Hristiyan annenin onun kadar inançlı ve gey çocuğu olan Bobby'nin yaşadıkları, intiharı... Sonra annesinin pişmanlıkla karışık doğru bilgiyi arayışı ve bir aktiviste dönüşüşü... Bobby öldükten sonra... Hikayenin anlattığım kadarı bile gayet fena gözüküyor değil mi, fragmanını şöyle bir izleyin... Ağlama garantili bir film ve her ebeveynin izlemesi gerek sanırım, çocuklarını kaybetmeden önce.
Ben de ailemle benzer bir noktaya geldim, Bobby gibi "ya kabul et, ya beni unut" deseydim, belki benim ebeveynlerim de "benim transseksüel çocuğum yok" diyebilirlerdi Bobby'nin annesinin "benim gey oğlum yok" dediği gibi... Demediler, daha aşağı kaldıklarını da söyleyemem, bu diyalog başka sözcüklerle geçti sadece aramızda... Ama küsmek ya da geride bırakmak bana çözüm gibi gelmiyordu, o yüzden kırgınlıklarımı gözümden uzak bir yere kaldırıp yeniden yeniden yeniden denedim, yeniden kırıldım, yeniden anlaşılmadım, yeniden denedim... Biliyorum ki ebeveynlerim ne olursa olsun beni kaybetmek istemezdi; ama inatla ve inançla bildiklerine tutunarak beni vazgeçirebileceklerini düşündükleri sürece beni kaybetmeyi göze alabilecekleri blöfünü bana karşı kullanmayı denemeleri de mümkündü... Bobby'den farkım belki bunları öngörebilmiş olmaktı... Bunu elbette ki özellikle Listag, Lambdaİstanbul gibi bağlantıda olduğum derneklere borçluyum. Filmden sonra karşılıklı kırmızı gözlerle Listag anneleriyle birbirimizi kucakladık, bu yazıyla onları bir kez daha kucaklıyorum...
Ben de ailemle benzer bir noktaya geldim, Bobby gibi "ya kabul et, ya beni unut" deseydim, belki benim ebeveynlerim de "benim transseksüel çocuğum yok" diyebilirlerdi Bobby'nin annesinin "benim gey oğlum yok" dediği gibi... Demediler, daha aşağı kaldıklarını da söyleyemem, bu diyalog başka sözcüklerle geçti sadece aramızda... Ama küsmek ya da geride bırakmak bana çözüm gibi gelmiyordu, o yüzden kırgınlıklarımı gözümden uzak bir yere kaldırıp yeniden yeniden yeniden denedim, yeniden kırıldım, yeniden anlaşılmadım, yeniden denedim... Biliyorum ki ebeveynlerim ne olursa olsun beni kaybetmek istemezdi; ama inatla ve inançla bildiklerine tutunarak beni vazgeçirebileceklerini düşündükleri sürece beni kaybetmeyi göze alabilecekleri blöfünü bana karşı kullanmayı denemeleri de mümkündü... Bobby'den farkım belki bunları öngörebilmiş olmaktı... Bunu elbette ki özellikle Listag, Lambdaİstanbul gibi bağlantıda olduğum derneklere borçluyum. Filmden sonra karşılıklı kırmızı gözlerle Listag anneleriyle birbirimizi kucakladık, bu yazıyla onları bir kez daha kucaklıyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Etiketler
- aile
- cinsiyet geçişi
- Dünyaya bakış
- görsel
- ilgili filmler
- ilgili haber
- kişisel
- kitap
- Yaşayan Kütüphane
- yazılarım