Bir süredir bir sürü başka şeyle uğraştığım ve anlatmaya değer gördüğüm bir şey yaşamadığım için bloga yazı yazmıyordum, hatta birkaç arkadaş blogu boşladın açıp açıp bakıyorum yeni yazı yok diye sitem ediyordu. Boş duruyor da değildim aslında; hastaneye, adliyeye, birçok etkinliğe gidip geliyordum; ama net gelişmeler olduktan sonra yazmak üzere erteliyordum bloga yazmayı... Bugün yazıyorum; çünkü... Sanırım bu içsel yorgunluğu burada paylaşmanın bana iyi geleceğini düşünüyorum. Yine bir yol hikayesi bu, daha önce de yol hikayeleri anlatmıştım (http://upgradingsouls.blogspot.com/2009/03/itiraz-etme-sen-erkeksin-peki.html veya http://upgradingsouls.blogspot.com/2009/05/bu-sefer-otobus-degil-tren.html) ; ama bunu diğerlerinden ayıran bir şey var, o yazıları yazdığım dönemde daha hormona başlamamıştım bile, sürecin o kadar başındaydım ve dışarıdan ya "oğlan" ya da "arada bir şey" olarak algılanıyordum. Şimdi 38 aydır hormon kullanan biriyim, beni gören birinin benim anadan doğma bir erkek olduğum konusunda bir şüphesi hiç olmuyor artık, hatta bir sebepten transseksüel olduğumu söylersem çoğu zaman bana inanmıyorlar... Bazen onları bende dişil herhangi bir şey arayarak yüzüme bakarken yakalıyorum, bazen o kadar inanmıyorlar ki... Durun, önce hikayeyi anlatayım:
Medyamız beni şaşırttı
Dili destekleyici, güzel bir haber yapılmış. Darısı başımıza : )
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1090746&CategoryID=77
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=1090746&CategoryID=77
Arjantin'den Güzel haberler
Türkiye toplumsal cinsiyet ve kadın hakları konusunda 68'de kazanılmış hakları kaybetmek noktasındayken bakın Arjantin'de neler oluyor:
http://www.cnnturk.com/2012/dunya/06/05/arjantin.cinsiyet.kavramini.yeniden.yazdi/663781.0/index.html
http://www.cnnturk.com/2012/dunya/06/05/arjantin.cinsiyet.kavramini.yeniden.yazdi/663781.0/index.html
"Kitap" Olmaya Veda
Bu Mayıs ayı benim için çok yoğun geçti. Yaşayan Kütüphane'nin çoğunlukla üniversite şenliklerinde yer alıyor olması zaten yoğun olan programımı daha da yoğun yaptı. İlk hafta sonu Ankara Yaşayan Kütüphane, onun ertesi günü sürpriz bir şekilde ortaya çıkan Bilkent, ikinci hafta sonu Eskişehir Yaşayan Kütüphane, 29-30'unda Yıldız Yaşayan Kütüphane... Hepsi ikişer günden... Üstelik İTÜ ve Kalamış'tan da çağırdılar, gitmedim! Bir kere buna bu kadar çok vakit ayırırsam kendi işlerimi yetiştiremezdim, dahası ikişer gün, onar okuma, iki veya üç kişi ortalama... Belki 100 kere, belki 250 kişiye aynı hikayeyi anlatmak demek bu. Her seferinde okuyucudan gelecek her şeyi, mutlu edecek de olsa kırıcı bir şey de olsa, baştan kabul etmek demek ki bu insanın ruhunda belli bir ağırlığa yol açıyor. Dahası sürekli anlatarak kendi gerçekliğine yabancılaşmak demek ki bu hem okumaların içtenliğini, hem benim kendimle ve hikayemle bağımı tehlikeye sokabilecek bir şey... Uzun lafın kısası, Yaşayan Kütüphane'de kitap olmaya bir müddet ara veriyorum, vaktim uygun olursa belki ekibe katılırım, diyorum artık...
Bu kütüphanelerde yaptığım en iyi şey belki blogu duyurmak oldu, küçük kağıtlara adresi ve blogun adını yazıp yazdığım kağıtlar tükenene kadar dağıttım : ) Henüz izleyici sayısında bir değişiklik yok ama okunma sayısında var galiba. En azından bunu okuyanların izleyici olarak beni daha çok yazmaya teşvik etmesini umuyorum ; )
Bu kütüphanelerde yaptığım en iyi şey belki blogu duyurmak oldu, küçük kağıtlara adresi ve blogun adını yazıp yazdığım kağıtlar tükenene kadar dağıttım : ) Henüz izleyici sayısında bir değişiklik yok ama okunma sayısında var galiba. En azından bunu okuyanların izleyici olarak beni daha çok yazmaya teşvik etmesini umuyorum ; )
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)