Pazartesi, Mart 19, 2012

Oprah'ın 20 mottosu

Oprah'ın 20 mottosu üzerine Nil bir yazı yazmış, herkes için çıkarılacak dersler var, paylaşmak istedim. Hepsi herkese uyar diyemem ama birçoğu gerçekten anlamlı. Özellikle çok fazla endişelenen trans erkekler için paylaşıyorum... Ve geçiş ameliyatlarının son akibetiyle ilgili bilgi almak için Hacettepe'ye gidiyorum.

Pazar, Mart 18, 2012

Türkiyeli, Trans, Gururlu

Uluslar arası bir sanatçı olan Gabrielle Laroux'nun bir projesine katılmıştım. Portrelerimizin çizilmesine ek olarak belirlenmiş sorulara verdiğimiz cevaplar videoya çekilmişti. Bu video üzerinden projenin diğer videoları da izlenebilir. Yüzümü merak edenler, merak etmeye devam edecekler; çünkü projede yüzümün yer almasını istemedim; ama geçişten sonraki sesimi duyabilirsiniz.

Salı, Şubat 28, 2012

Chaz Olmak

İf İstanbul kapsamında yapılan Yaşayan Kütüphane'ye katıldığımı yazmıştım. Taşınmadan arta kalan birkaç işimi halletmek için bir gün fazladan kalmaya karar verdim. Dönüş biletimi, otobüste köprü trafiğine maruz kalmamak için geceye aldım. Aklımda, bu yılki İf'in tek trans erkek filmi "Chaz Olmak" belgeselini de aradan çıkarmak ve birkaç arkadaşa vakit ayırmak vardı.
Filmin ne kadar "iyi" veya "politik" olduğuyla ilgili şüphelerim , -daha önceden izlediğim- Chaz'ın katıldığı TV programlarının videolarından aklımda kalanlardan çok filmin isminden kaynaklanıyordu. "Becoming Chaz" aslında hem "Chaz Olmak" hem de "Chaz'a dönüşmek" gibi anlaşılabiliyordu. Filmin adı -özellikle çevirisi- sanki hem dönüşüme hem de ünlü olmaya atıfta bulunuyor gibiydi. Filmin tanıtımını okumak zahmetine bile girmemiştim; riski aldım ve filme girdim. Ama bence siz yapmayın! Gitmeyin; çünkü film bir trans erkeğin iç dünyasıyla ilgili pek az şey söylerken Chaz'ın bu geçiş süreciyle pek de baş edemeyen histerik sevgilisinin Chaz'ın kalçasına yapacağı iğneye yaklaşık 3 dakika falan ayırıyor. Filmin toplamı 80 dakika mı ne zaten. Kesinlikle politik bir film değil. Politik öğeler veya transgender tarihine dair bilgiler tuz serpelenir gibi usulen serpiştirilmiş adeta. Lafı uzatmayacağım. Bebekken de televizyona çıkan dolayısıyla fiziksel değişimiyle ilgili onlarca video kayıt ve fotoğraf bulunan, tanınan biri malzeme edilmiş, daha fazlası da yok filmde. Chaz'ın testosteron "yüzünden" agresifleşmesi, geçmişinden ve daha önceki deneyimlerinden nefretle bahsetmesi; kız arkadaşının sığlığı beni boğdu. Yoklukta, ünlü bu, her türlü gider bu film demişler çekmişler adeta.

Kadın İsimli Erkek

Taşınmak aynı zamanda bir sürü insanla muhattap olmak demek. Nakliyecisi; elektrik,su, gaz idaresi, emlakçı... Bir sürü trans erkek macerası yaşadım yine : )
Nakliyeciler mesela... Bir yandan işveren olduğum için saygılı davranmak zorunda hissederlerken bir yandan yaşlı başlı/ kelli felli/ kalıplı olmadığım ama mesafeli olduğum için nasıl davranacaklarını bilemediler. Erkeklerin arasında sınıf, yaş vs önemli olmaksızın kurulan o muhabbet bizim aramızda gelişmedi; ama açıkçası nakliyeciler işin en az maceralı bölümüydü. Epi topu kendi adım yerine babamın adıyla imzalayıverdim evrakları olur da davalık bir durum olursa diye, hepsi o (!).

Sonra abonelikleri kapatmaya gidince olaylar epey renklendi. O gün sabahtan katılmam gereken bir de dava vardı. İsimler okundu. Önce mübaşir kim olduğumu sordu, çünkü az önce biri avukat iki kadın adı okuduğuna emindi, davacı taraftanım deyince boş verip gitti. Sonra katip avukata "beyefendi kim?" dedi; çünkü o da orada bir kadın ismi görmekteydi, cevabı alınca bir bocaladı; sonra yazmaya devam etti. Dava süresince ara ara aklına takıldığımı fark ettim; ama o kadardı... Kimse yorumda bulunmamıştı, gün beklediğimden iyi başlamıştı.

Su için online başvuru yaptım, mesai bitmek üzereyken elektriğe yetiştim. Tüm şapşal telaşımla konuya girdim. Bölge, abone no söyledim alelacele! Sayacı okumadım ama, dedim. Derdim mesai bitmeden bitirmek. "Kimlik fotokopisi lazım, siz çektirin, ben evrakı hazırlayayım" dedi memure neyse ki. Nasıl bir kar kış o gün! Montumu öyle bir kapamışım ki adeta Southpark'taki Kenny gibiyim : D Fotokopi dışarda. Koştururken birden hatırladım ki kimlikteki fotoğraf bana pek de benzemiyor, aman dedim çekmez şimdi ben hiç montun kapüşonunu çıkarmayayım. Sesimi çıkarmadan kartı uzattım, adam aldı çekti arka yüzü çekmek için çevirirken elindekine baktı, bir şaşırdı... İşkilli gözlerle montun altında bir kadın aradı, ben put gibi bekledim, aldım çıktım sonra. Geri döndüğümde memure çıktıyı almıştı, imzaladım, fotokopiyi de yine telaşla verdim, teşekkür edip çıktım. Neyse bu kadarla yırttım diyordum, yanılmışım : ) Ertesi gün cep telefonum çaldı:
-Alo
-Alo, iyi günler. Ben .... ile görüşecektim.
-Buyrun benim.
-Ben dün işleminizi yapmıştım da, kimliğe hiç bakmamışım, teyit etmek için...
-...Yok yok kimlik bana ait.
-Tamam, teşekkür ederim.
-Ben teşekkür ederim, iyi günleer...
-İyi günler...
Gerçekten kibar ve sevecen bir ses olmasaydı telefondaki, gerçekten işle ilgili bir hata yapmak kaygısıyla değil de merakından aramış olsaydı çok gerilirdim. Neyse bu kadarla yırttım diye düşündüm yine, yine yanılmışım : D

Ertesi gün İgdaş'a gittim. Elliye merdiven dayamış bir memureye denk geldim, faturanın üzerinden abone no okuyamayınca yardımcı oldum hoş bir ortam oldu. Sonra kimlik adımı okudu, kimse onun gelmesi gerek diyecekken -alışık olduğum için- "benim, benim" dedim. İşleme devam ettik. Sonra beni bir yere yolladı, döndüğümde evrağı hazırlamıştı. Kağıdı bana uzatmadan önce sayfanın ortasında bir yeri yuvarlak içine aldı, imzalayacağım yeri gösterdi. Kalemi verirken "..... ne demek biliyor musun?" dedi, babannemin adının anlamını soruyordu, yuvarlak içine aldığı kendi ismi de babanneminkiyle aynıydı. Hiç bozmadım, gülümseyerek "bilmiyorum ne demek?" dedim. "Zarif, latif, güzel kadın demek... Bir de hakan eşi demek" dedi, ismini sevdiği belliydi. Bir de öyle bir edayla söyledi ki emin olamadım; ya transseksüel kimliğimi biliyordu ve isme uygun davranmadığım için kızıyordu ya da bu kadar anlamlı bulduğu aşikar bir biçimde kadın ismi olan bir ismin bir erkek tarafından da kullanılıyor olması hoşuna gitmemişti : D "Aa, öyle miymiş?" dedim, gülümsedim, teşekkür ettim, çıkıp gittim İgdaş'tan ama adaş memurenin tavrı aklımdan çıkmadı, durup anlatıp güldüm...

Aynı gün bir de bankayı aradım, kart numaramı girince doğrudan kimlikteki ismimle seslendiler. "Evet, benim" dedim, güvenlik kontrolü bilmem ne diye üç-beş soru sordular cevapladım. Güvenemedi telefondaki kadın, "sesiniz uymuyor da kayıtlarımıza" gibi bir şey dedi, mecburen açıldım, bu bu yüzden uymuyordur; "ama teyit ettiniz benim" dedim sakince. Kimlikteki adımın cinsiyetiyle ses tonum birbirine uyumlu olmadığı için işlemi bankadan yaptırmam gerektiğini söylediler, tartışmadım bile, kapadım.

Resmi kimliğimle ilgili son durumum bu. Ehliyet, pasaport da kullansam, fotoğrafım bana benzese de benzemese de kimseyi inandıramıyorum o kimliğin bana ait olduğuna! Açılsam niye değiştirmedin hala diye suçluyorlar! Sanki verdiniz de ben almadım, sanki müptelasıyım hırsız muamelesinin >: D Teheyallam! : )

Pazartesi, Şubat 27, 2012

Yaşayan Kütüphane

İf İstanbul kapsamında 19-20 Şubat'ta yine Yaşayan Kütüphane vardı ve ben yine oradaydım : ) Hangi kısımdan başlayıp anlatsam bilmiyorum : ) Etkinlik öncesi yapılan toplantıda şöyle bir olay oldu: bir kısmını önceden tanıdığım için ekipte yer alacak arkadaşlarla samimi bir muhabbetin içindeydik, o sırada yine ekipten; ama muhtemelen yeni katılanlardan biri arkadaşlarımdan birinin yanına gidip benim kim olduğumu sordu. Bir süredir beni kestiği için ben de çaktırmadan dinlemeye başlayacaktım ki arkadaş baya da yüksek sesle "bana niye soruyorsun kızım kendisine sorsana" deyince bir anda herkes oraya odaklandı, ben de "Merhaba ben Berk" deyip elimi uzattım, "merhaba ben de... Hangi ekiptensin?" dedi. Ben de "ben kitabım" dedim. "Aa? Hangi kitap?" dedi. "Trans Erkek kitap" dedim, yarı anlamamış yarı şaşırmış baktı : ) Sonra da bir daha kestiğini görmedim : D Birkaç kişiyi daha benim kitap olduğuma inanmazken ya da trans kitap olduğuma inanmazken yakaladım ve bolca güldüm : )
Ertesi gün kütüphane başladığındaysa her zamanki gibi kütüphane açılır açılmaz okuyucu geldi, toplamda belki 5dakika mola verme fırsatı bulmuşumdur, o kadar çok konuştum yani : ) Gelen insanlar çoğunlukla önyargılı değil meraklıydı, daha önce böyle bir şey duymamışlardı. Ne zaman ve nasıl fark ettiğimi sordular. Geçiş sürecini, askerlik yapıp yapmayacağımı sordular diğer kütüphanelerde olduğu gibi. Üç farklı grup yabancı okuyucum olunca onlarla da İngilizce "okuma" yaptık :)

Bu kütüphanenin en ilginç yanı, daha önce kütüphaneden bir arkadaşımın bahsettiği bir trans erkeğin önce ablasının sonra eski sevgilisinin beni "okumaya" gelmesiydi. Ablasıyla beraber yaşıyormuş arkadaş... Ablası çok destekleyiciydi, blogun da okuyucusuymuş, hoştu sohbet gerçekten. Eski kız arkadaş için aynılarını söyleyemeyeceğim, artık sevmediği için ayrıldığını;ama karşı tarafın trans kimliği yüzünden terk edildiğini düşündüğünü söyledi... Ben de bunun çok yaşanan bir şey olduğunu anlattım. Ben şahsen hiç transseksüel olduğum için terk edilmedim; ama onlarca trans erkekten bunu duyuyorum, dedim. Sonra ilişkileri üzerine konuşmaya başlayınca kız arkadaşın cinsiyet geçiş sürecini çok fazla sahiplendiğini, hatta bunun ilişkinin ana hedefi haline geldiğini, iki kişinin başaracağı bir iş gibi anlaşılmaya başlanır olduğunu keşfedince trans arkadaşın birçok transın düştüğü bir hataya düştüğünü fark ettim: bu sürecin tek kişilik bir mesele olduğunu gözden kaçırmak...  
Bir çok kötü, bir de zor sayılabilecek okumam oldu. Çok kötü okuma İngilizceleri de çok kötü olan 5 farklı ülkeden 1i kadın 5 kişiyle yaptığım okumaydı... Azerbeycan, Gürcistan, Ukrayna vb. ülkelerden geliyorlarmış... Yarabbi! Kadın sordu sordu sordu... Cinselliğime, kız arkadaşımın tatmin olup olmadığına kadar sordu! "Sen içini ferah tut, seks hayatımız gayet güzel" dedirtti en sonunda! İngilizcesi de kötü olduğu için she/her kullanıyor, düzelttim, Gürcüce'de de bizdeki gibi "o" varmış, o yüzden hep karıştırıyormuşmuş, fırçayı yiyince bir daha karıştırmadı >:) Diğer zor sayılabilecek olanda da dönme, dönmüş gibi bir yerden gidiyordu, o arkadaşı da genelde kullandığımız terimlerle tanıştırınca zorluk kalmadı... 

Velhasıl yorucuydu; ama kütüphane yine güzeldi. Yine olsa da yine gitsek : )